ÖĞRETMEN OLMAK

12.11.15

Bazı sınıflara dersim olduğunda daha huzurlu, daha sakin, daha güleryüzlü oluyorum ama daha sonra öğrenci ayırt ettiğim için kızıyorum kendime. Diğerleri ile aynı sosyal çevrede ve yaşta oldukları halde nasıl bir aile ortamında yetişiyor da böyle çekilmez oluyorlar acaba diye üzülüyorum. Sonra bazı sınıfları/öğrencileri 'maalesef' daha çok sevmeye devam ediyorum. Böyle bir kısır döngü işte. 
Benzer bir konuda daha önce de yazdım diye hatırlıyorum. Demek ki dönem dönem bu iç hesaplaşmayı yaşıyorum. Aslında yalnız olmadığımı da biliyorum. Sonuçta hepimiz insanız ve içimizin ısındığı ya da ısınmadığı birilerinin olması normal ama bu durum biraz daha farklı. Gündelik hayatta negatif elektrik aldığımız bir insanla görüşmeyiz olur biter ama sınıfta öyle olmuyor. Sınıf içinde bazı öğrencilere daha toleranslı davranmak, diğerlerine kızmak, bağırmak yapmak istemeyeceğim bir şey. Bağıracaksam hepsine bağırayım :p Çok önemli olmayan bir şey için kalbini kırdığım bir çocuğun daha sonraki günlerde sıkıntısını, derdini öğrenmişsem nasıl gönlünü alsam diye karalar bağlıyorum. O belki durumun farkında bile olmuyor ya da üzerinde durmuyor ama ben bayağı büyütüyorum kafamda. Öğretmenliğin en zor tarafları bunlar bana göre. Yoksa ders, öğretmeye çalışma, sınav bir şekilde geçiyor. Meslek lisesinde çalışıyorum ve gelen öğrencilerin kapasiteleri, yaşanmışlıkları belli. Okul bittikten sonra çoğunlukla hayat daha zor onlar için. Çünkü üniversiteye devam eden az, çalışmak zorunda olan çok.. Bir de ben vurmayayım, zaten yeterince ezilecekler diyorum. Aile konusuna girmiyorum bile, o başlı başına yazı konusu... 
İşte tüm bunlara rağmen o başta yazdığım durum oluyor.  Bu da böyle bir iç dökmesi olsun.


0 yorum: