32. YAŞ

29.5.15

" ..... Ayıklamak istiyorsun, tahammül ettiğin, seçtiğini sandığın ama seçmediğini artık anladığın, zamanını ve dermanını boş yere emdiğini bildiğin her şeyi, büyük ve biraz da kederli bir bahar temizliğiyle göndermek istiyorsun geçmişe. Safranı "şu an" denen kuyunun içine gömülüp, yola yükte hafif pahada ağır olan ne varsa onlarla devam etmek istiyorsun. Çünkü birinci yarıyı herkes gibi otuz beş yıl olarak tamamlamış olsan da ikinci yarının ne kadar süreceğini bilmiyorsun. Birinci ile ikinci yarı arasındaki en ölümcül farkın bu olması dehşete düşürüyor insanı. " diyor, Ece Temelkuran. Ben henüz 35 olmasam da tam da bunu yaşadığımı düşünüyorum bu yıl.
30 biraz sancılı gelmişti. Küçükken 30 yaşındaki biri hakkında konuşurken çok yaşlı gibi gelirdi. Bana da nedense dönüm noktası gibi, ulaşılmaza ulaşmış gibi geldi. Sonra geçti o sancı. 31 tam bir dönüm noktasıydı ama. İstemediğim şeyleri yapmadığım, hayır demeyi öğrendiğim, istemediğim kimseyle görüşmediğim vs. uzar gider bu liste. Sağlıklıysam, eşim ve ailem yanımdaysa geri kalan şeylerin bir şekilde yoluna girdiğini, eskiden kafama taktığım şeylerin üzerinde bile durmaya gerek olmadığını gördüm. O yüzden 32 kendimden daha emin olacağım bir yaş olacak. Çok olgun bir tablo çizmiş olsam da aslında öyle de değil. Mesela 32 balonlarla geldi ^^ Yine çocuksuyum, yine yaşıma uygun giyinmiyorum, yine muzurluklar yapıyorum ama kafam rahat, iç huzurum yerinde!

N.

TASARIM PAZARI | CERMODERN

23.5.15

Pazar günü ne yapsak diyen Ankaralılara tavsiyedir!
CerModern'de genç tasarımcıların ürünlerini sergilediği pazar yarın da devam edecek.
Ayrıca bugün yağmur yüzünden yapılamayan workshop'lar da yarına ertelendi.
Planınız yoksa gidin bence...
Bugün gittik biz. Yağmur yağana kadar herşey çok keyifliydi. Minderlere yayılmış, müzik dinliyorduk ki Ankara havası bu kadar keyif yeter dedi maalesef, erken ayrılmak zorunda kaldık :/

KAHVE GÜNLÜKLERİ | NO.3

17.5.15

Cafe Wiener's {Münih Havaalanı} 
Romanya'ya Münih aktarmalı gittiğimizi yazmıştım. O gün yaklaşık 7 saat havaalanında beklediğimiz için güzel kahveler içmek şarttı. Cafe Wiener's sanırım Almanya'nın değişik yerlerinde de var. Sunumları çok tatlıydı.
Burası da yine Münih Havaalanı'nda tasla kahve servisi yapan Pano. 
Devasa fincanda latte iç iç bitmedi.
Kraz Ankara'da şu an favori kahve dükkanım. Mekan orası olmasa da kahve ta kendisi!
Cafe Wiener's dönüşte de ziyaret edildi tabi ki...
İnternet, kahve, uzun uzun oturma, lezzetli sandviç vs. 
Evimiz gibiydi! ;)
Cafe J'odere, Ankara'da, Avusturya markası Julius Meinl kahvelerini içebileceğimiz tek yer, en azından ben öyle biliyorum. Cinnah'da çok küçük, sevimli bir kahve dükkanı.  
{Cinnah Cad. 11A, Ankara}

BARCELONA | LA BOQUERIA

13.5.15

"Barcelona'da nerede, ne yenir" konusunda bir fikrim yok çünkü bir güne yemeğimi sığdıralım, gezelim mi, yağmurdan mı kaçalım bilemedik :p Şaka bir yana kısa zamanda olabildiğince fazla yer görmek adına yemek yemeğe çok zaman ayırmadık ancak Boqueria tek başına bir yazı olacak kadar iyiydi. Güzel restoranlar keşfedememiş olsak da güzel meyveler yiyip, taze meyve suları içtik. 
Mercat de Saint Josep bilinen ismiyle La Boqueria, tıpkı Madrid'deki Marcado San Miguel gibi.. Yani içinde meyve, sebze, deniz ürünleri, et vs. satışı yapıldığı gibi bunları porsiyon halinde satın alabileceğiniz, ayaküstü tapas yiyebileceğiniz standların olduğu kapalı bir pazar yeri. 
Limana doğru giderken sağda kalıyor. 
Deniz ürünlerini böyle görmek biraz mide bulandırıcı sanki ama pişince öyle olmadığını biliyoruz. 
Değil mi? ^-^
Neyse herkes deniz ürünü sevmek zorunda değil, çikolatalara geçelim. 
Onlar hep güzel!
Barcelona'yı daha geniş bir zamanda tekrar görmeyi isterim. 
Belki o zaman daha çok severim. Şu an ilişkimiz 'yaniii işte iyiydi" şeklinde. 
Bence İtalya > İspanya ;) 
.
"Yolculuğun anlamlı olabilmesi için geride bir ev bırakmış olmak gerekli" gibi bir söz hatırlıyorum. Bu yolculuğunda en güzel yeri evime dönmüş olmak ve sıradaki yolculuğun nereye olacağını merak etmeye başlamaktı. 
Hasta la vista!

BARCELONA

Cuma günü öğlen eğitim bitince trenle Barcelona'ya geçtik. Ave treni ile 2.5 saatte ulaştık Barcelona'ya. Çok rahattı yolculuk, kararsız kalanlar varsa tavsiye edebilirim. Madrid'den Atocha istasyonundan hareket ediyor tren, biletleri de online almıyorsanız yine bu istasyondan alıyorsunuz. Bunu da ek bilgi olarak yazayım. Şurada Madrid-Barcelona tren ulaşımı ile ilgili ayrıntılı bilgiler var. Barcelona'da kaldığımız otel La Rambla'da, Drassanes metro durağına çok yakındı. Çok kolay bir şekilde ulaştık otelimize.
Bu su şişeleri çok şirin diye alıp alıp su içtim. Ambalaj sever olmak bunu gerektirir çünkü ^^
O gün otele yerleştikten sonra çevreyi tanımak için La Rambla üzerinden önce limana doğru yürüdük. Colomb Heykeli, sonrasında liman ve Maremagnum alışveriş merkezini gördük. Artık akşam olması ve havanın soğumasıyla kendimizi Maremagnum'a attık. 
Yemek yedik, biraz mağazaları dolaştık. 
Bu kez La Rambla'nın başlangıç noktası olan Plaça Catalunya'ya yürüdük. Hava maalesef Madrid'de olduğu gibi cömert değildi bu kez, oldukça serindi. 
Pes etmedik tabi..
 Ertesi gün sabah erkenden metro ile bitmeyen kilise Sagra da Familia'ya gittik. Önceden bilet almadığımız için biraz bilet kuyruğu bekledik ama mevsim itibariyle çok sıra yoktu. Nisan-Eylül arası gidecekler online bilet alsalar iyi olur. Kulelerde tadilat olduğu için çıkamadık, ancak içeride ağzımız açık izledik etrafı. Gaudi gerçekten çok büyük ve farklı bir sanatçıymış. Kilisenin her bir detayı müthiş. İsa'nın doğuşundan, meyve ve hayvan figürlerine, değişik sayılara, vitraylardaki ışık kırılmalarına, dev kiliseyi ayakta tutan ağaç şeklindeki kolonlara hayran kaldım.
Sonraki hedefimiz Gaudi'nin diğer eserlerini de görmekti. Metro veya taksi kullanabilirdik ama yürümeyi tercih ettik. 
Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra ulaştık ilk hedefimize. 
 Casa Mila (La Pedrera), Gaudi'nin zengin bir aileye yaptığı apartman. 
Müthiş ayrıntılarla dolu, tam bir Gaudi şaheseri. 
Teras, odalar, mobilyalar o zamanın şartları da düşünülünce tek kelime ile mükemmeldi. 
Mimaride keçiboynuzundan ya da bal peteğinden ilham almak herkesin harcı olmasa gerek.
Casa Mila'nın terasından Sagra da Familia
Casa Mila ile bir diğer Gaudi eseri Casa Battlo arası çok yakın. Ayrıca bu iki evin olduğu cadde Passeig de Gracia'da bir sürü lüks mağaza var. 
Keyifli, hareketli bir cadde. 
Casa Battlo'ya zamansızlıktan giremedik maalesef ama balık sırtı şeklindeki çatısı ile ilgi çekiciydi. Girse miydik falan derken vazgeçtik, çünkü gerçekten zamanla yarışıyorduk.
Casa Battlo'dan yürüyerek Plaça Catalunya'da oldukça yakındı. Hızlı bir yemek molasından sonra yeniden yollara koyulduk. 
(La Rambla'da yedik yemeği, çok takılmadık iyi bir yer vs. olacak diye ama güzeldi, Bar Nuria ya da ben çok acıkmıştım*-*)
Barrio Gotico, Plaça de Reial, El Born, Barcelona Katedrali, Picasso Müzesi öğleden sonraya bıraktığımız, birbirine bağlanan yerlerdi. 
Bol bol yürüdük, yağmurun yağmıyor olmasına sevindik. 
O günün akşamı Plaça de Reial'deki Los Tarantos'da Flamenco Show izledik. 
30 dk. lık bir performans. 20:30-21:30-22:30'da 3 seans var. Giriş 10 euro. 
Muhteşemdi! 
Gotik sokaklar çok eğlenceliydi. Keşke 1-2 gün fazla zamanımız olsaydı demekten alamadım kendimi ama zamanı iyi değerlendirdik diye düşünüyorum.
Pazar sabah son kez La Rambla'yı, ara sokakları turladık. Liman'da oturduk ve ayrılma vakti geldi. Barceloneta ve Park Güell'i gezmeden Barcelona'ya gitmiş sayılır mıyız bilmiyorum ama o iki yer aklımda kalmadı değil. 
Sırada La Boqueria var. 

MADRID | YEME İÇME

11.5.15

Madrid'de yeme içme konusunda hiç zorluk yaşamadım. "Denizden ne çıksa yerim" cilerden olduğumdan midem bayram etti ve deniz ürünü yemekten hiç sıkılmadım. 
Kahvaltı için lezzetli ve ucuz sandviçler ayrıca bir çok yerde olması sebebiyle kahve için tercihimiz Rodilla oldu. Ben de gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. 

Churros deyince benim duyduğum ilk tavsiye Chocolateria San Gines (Pasadizo San Gines, 5 Madrid) idi.
Churros görünüşü tulumbaya, tadı lokmaya benzeyen bir İspanyol tatlısı. Lokma kadar ağır ve şerbetli değil. Çikolataya batırılarak yeniyor. Ankara'da da denedim daha sonra ama San Gines'deki kadar hafif değildi. 
İlk gün tesadüfen Cafe & Tapas'da yemek yedik. Dışarıdan güzel görünüyordu, yemekleri de güzel çıktı. Yemekten çok mezeleri seven biri olarak tapas oalyını çok tuttum^^ 
Bir de daha fazla şeyin tadına bakmak adına istediğimiz şeyleri ortaya söyleyip birlikte yedik 6 kişi. Hem çok ucuza yemek işini hallettik, hem de bayağı doyduk. 
Cafe & Tapas'da bir çok yerde karşımıza çıktı ve kahve için de çok tatlı bir yerdi.
Tapa Tapa ise yine gitmeden önce duyduğum yerlerden biriydi. Yalnız porsiyonları çok küçük. İçkinin yanında bir şeyler atıştırmak için güzel. Bol bol Sangria (içinde kırmızı şarap, meyve parçaları, şeker veya bal gibi bir tatlandırıcı ve rom ya da votka bulunan bir içki) içip, tapaslardan yiyince zaten doyuyorsunuz, ekstra bir şeyler yemeğe gerek kalmıyor ;)
Marcado San Miguel (Plaza Mayor'un hemen yanında), Madrid'de ki pazar yeri. Bizim bildiğimiz pazarlardan farkı sebze-meyve satışının yanında değişik tapaslar yiyebileceğiniz, bir şeyler içebileceğiniz yerler var. Pazar gezmeyi sevmeyen ben için bile çok eğlenceli bir yerdi. 
.
Yeme içme dışında ıvır zıvır bir sürü şey bulabileceğiniz bizim bir milyoncu diye tabir ettiğimiz dükkanların bir kaç level üstü olan Ale-Hop ve Tiger da uğramadan dönmeyin diyebileceğim yerlerden. 
Zara, Mango vs. hiç söylemiyorum bile. Onları zaten adım başı görmekten sıkılacaksınız.