UÇURTMA AVCISI

26.2.09

*Zendagi Migzara

... Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşam çalarsın. Karısını bir kocadan, çocuklarını bir babadan mahrum edersin. Yalan söylediğin zaman, bir insanın gerçeğe ulaşma şansını çalmış olursun. Aldattığın zaman, bir insanın doğruluk, adalet hakkını elinden alırsın. Çalmaktan daha büyük bir kötülük yoktur.
Dostluk, sadakat, savaş, ihanet, babalar ve oğulları, fedakarlık...
Uçurtma Avcısı, son zamanlarda okuduğum en etkileyici roman!
* yaşam devam ediyor

FULBRIGHT BURSU

24.2.09

Burada eşimin eğitimi için bulunuyoruz biliyorsunuz. Kendisi Fulbright bursu ile geldi. Bu burstan 50 yılı aşkın süredir master ve doktora öğrencileri yararlanıyor; ancak herkes tarafından bilinen bir burs değil. Daha çok belli başlı üniversitelerin (Boğaziçi, ODTÜ vs.) öğrencileri başvuruyor ve Anadolu'daki pek çok başarılı öğrenci burstan haberdar değil ya da kendinde yeterli güveni bulamıyor. Ben de o yüzden yazmak istedim. Belki sizlerin ya da yakınlarınızın işine yarar.
Fulbright programı ABD hükümetince 1946 yılında oluşturulmuş. 2. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, ülkelerin eğitim ve kültürel değişim programları aracılığıyla karşılıklı anlaşması sonucu ortaya çıkmış. Kısaca ülkeler savaşmayalım okuyalım! kararı almışlar.
Dünya çapında 150'den fazla ülke burs programına dahil ve ABD hükümetinin en prestijli burs programı. Programa üye olan ülkelerdeki başarılı öğrenciler ABD'de burslu olarak master ve doktora yapmaktadır. Okul ve yaşam masrafları ABD hükümeti tarafından karşılanmaktadır. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Bu yıl ki yüksek lisans ve doktora burslarına başvurular 2 Nisan 2009 tarihinde sona ermektedir!!
Öğrencilerde aranan şartlar lisans ortalamasının 4.00 üzerinden 3.00 olması ve iyi derecede İngilizce bilmeleri. Seçilecek öğrencilerin TOEFL, GRE ve GMAT sınavlarını geçmiş olmaları ya da geçebilecek düzeyde olmaları gerekmektedir. Yılda yaklaşık 70 öğrenci kabul alıyor. Okullarla ilgili eğitim danışmanlığı verdikleri gibi, öğrencilerin gitmek istedikleri okullarla da Fulbright temasa geçiyor. Buraya geldiklerinde, hatta havaalanında bile Fulbright scholarship demek tüm yolları açıyor. Ben vize alırken eşimin Fulbrightlı olduğunu söyledim ve en ufak bir zorluk yaşamadım. Eş ve çocuklar için de gerekli belgeleri düzenliyorlar. Detaylı bilgiye verdiğim linkten ulaşabilirsiniz.

Demem o ki; yeni mezunlar ve akademik kariyer yapmak isteyenler İngilizce bilginize güveniyorsanız ve yeterli ortalamanız varsa başvurun. Yanlış anlaşılmasın, Amerika'yı ve eğitim sistemini savunmuyorum, bu konuda bilirkişi değilim. Fulbright'tan da bir çıkarım yok ama diplomalarının pek çok kapıyı açtığı bir gerçek. Sunulan avantajlardan yararlanmakta fayda var diye düşünüyorum.

HAYDİ KEK YAPALIM !!

22.2.09

Dün spora başladım derken, bugün kek yaptım. Böyle de istikrarlıyım işte! Sporumu da yaparım, kekimi de yerim :p Diyet yapayım falan diye heveslendim birkaç kez ama hiç bana göre değil. Yemediğim kadar çok yiyesim geliyor. Zaten burada kilo almamın sebebi oturmak. Her zaman yediğim kadar yesem de hareketsiz olunca aldım 3 kilo. Orantılı dağılsa iyi olacak da maalesef tek bölge de toplanıyorlar. N'apalım yaza ev, eşya derken veririm, burada da elimden geleni yapacağım.
Neyse gelelim kekimize.. Yağ oranı zaten az, şeker oranı da isteğe göre ayarlanırsa çok da zarar vermez bünyeye :)


KAKAOLU ÇAYLI KEK
Malzemeler:
4 yumurta
1 su bardağı şeker
1 çay bardağı soğuk çay
1/2 çay bardağından biraz az sıvı yağ
3-4 yemek kaşığı kakao
2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
İsteğe bağlı fıstık, ceviz veya tarçın (ben birazcık tarçın kullandım)

Yapılışı: Yumurta ve şeker iyice çırpılır. Çay, yağ, kakao, vanilya, kabartma tozu ve un eklenerek, biraz daha çırpılır. Karışım yağlanmış ve unlanmış kalıba dökülür. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında 30-35 dk. pişirilir.

Not 1: Soğumasına yakın, ılık süt gezdirilebilir.
Not 2: Annem bu keki borcama yapıyor. Üzerine normalden daha koyu yaptığı muzlu pudingi, onun üzerine de çikolata sosunu döküyor. Öyle daha güzel oluyor.

BİR GÜN DE BÖYLE GEÇTİ..

21.2.09

Şimdiye kadar çoktan ısınması gereken hava fena halde naza çekiyor kendini. Zaten benim gelmemle evrim geçirdi bu şehir. Kar yağdı, yağmur yağıyor sık sık, hava normalden çok daha serin oluyor.. vs. Kalan 3 ayı sıcak sıcak geçirmek istiyorum, n'olur!

Unutmadan az önce spordan geldim! İçime işleyen tembellik yüzünden her aynaya baktığımda belden aşağımın gittikçe genişlediğini görmek acı veriyor:( Madem yemeyi kesemiyorum, bari biraz yakayım ama değil mi? Üstelik oturduğumuz sitenin spor salonu var. Değerlendireceğim bundan sonra. En azından haftada 3 gün koşu bandında 20 dk. geçireyim.

Bugün dolaştık biraz, fotoğraf çektim her adımda.. Buralarda çöl iklimi hasıl bildiğiniz üzere. Yeşil ve sulak alan yok denecek kadar az; ancak para olunca insanlarda bu sorun en aza inebiliyor. Evimizin yakınındaki bir siteye gittik. Büyük, yapay bir göl yapmışlar ve gölün etrafına kurulmuş site. Evlerin büyük balkonları, önlerinde botlar ve yeşil ortam çok hoşuma gitti, bir de aşağıdaki rüzgar gülü ve bank..
Aşağıda da bazı evlerin posta kutuları var, hoşuma gitti:) Bizim evin ki çok sıradan, bunlardan mektup almak daha eğlenceli olurdu. -Serrosecum bugün de yoktu :(-
Birileri kırmızı gül kıvamında olmadığını mı söylemişti? :)) Sevgili alınca her çiçek güzel de ben nergisleri özledim. Gelsin artık mevsimi, acaba burada da olur mu? Papatyaları ve orkideleri de seviyorum, bir de öğrencilerimin getirdiği sümbülleri..
***
"Masumiyet Müzesi" bitti. Ortalarda yavaşladım, 'Kemal Bey' baydı beni; ama azimle devam ettim. Üzüldüm adama, zavallı 'hasta' kanımca, 4213 sigara izmaritini saklayacak kadar hem de! Son bölümünü sanki daha farklı bekliyordum, biraz yavan bitti gibi geldi. Bir de 'Bazan' nedir yahu?!? Sonuç olarak çok da kötü değildi ama okunsa da olur, okunmasa da.. :p Bunun üzerine şöyle güzel bir kitap okumak gerekiyordu, "Uçurtma Avcısı"nı seçtim.
Keyifli bir Cumartesi gününe uyanıyorsunuzdur umarım, bana iyi geceler..

BAŞIM GÖĞE ERDİ

19.2.09

Gazeteler, bloglar, arkadaşlarım, herkes ama herkes izledi, yorum yaptı, ağladı, güldü, çok beğendi, beğenmedi, eleştirdi... ben de çatladım meraktan.. ama ne oldu, bekledim sabırla ve erdim muradıma..
Issız Adam'dan bahsediyorum. Gazete köşelerinde, bloglarda o kadar çok anlatıldı ki, izlemeden film hakkında ipucu almamaya çok gayret gösterdim bunca zaman. Ne olup bittiğini anlatan bir yazıysa okumadım.
O meşhur "Karların üstünde donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor şimdi ama aslında öldüğünün farkında değilsin." ve "Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün." şimdi anlam kazandı, iyi ki de öyle oldu. Film harikaydı! Büyük beklentiler içinde olunca genel de hayal kırıklığı olurdu; ama bu kez öyle olmadı.
Çağan Irmak yine ve yeniden alkış aldı benden, kocaman hem de..
Son 5 dk.ya kadar gülümseyerek izledim. Hiç de ağlanacak bir film değilmiş falan diye de yorumlar yaptım. Eşimin İstanbul'da yaşama isteğine ben de sıcak bakmaya başladım, annemi özledim, Alper'e ve gelgitlerine kızdım biraz, Ada'nın doğallığına hayran oldum. Müziklerini daha önce dinlemiştim zaten ama filme bu kadar oturacağını düşünemezdim. Bu filme özel müzikler yapılsaydı, eminim bu kadar başarılı olamazdı.
Son 5 dk. ise deli gibi ağladım. Bir yandan da süreye baktım, bitecek diye üzüldüm.. 1 saat daha sürseydi, ağlamaya razıydım. İşte böyle.. Ben sanırım son zamanlarda aşkı bu kadar doğal ve güzel anlatan bir film izlemedim! Eleştiriler bazı sahneler için mi bilmiyorum ama olumsuz eleştiriyi haketmeyen bir film olduğunu düşünüyorum.
Ada gerçekten evlendi mi?
Elif, Sinem'in kızı mı? Yoksa Alper'den mi? Ya da gerçekten Ada'nın mı?
Bizce Sinem'in kızı..

DAVID CAPPERFIELD SHOW

17.2.09

Cuma günü MGM Grand Hotel'e David Copperfield'ın şovunu izlemeye gittik arkadaş grubumuzla. Fazla biletler varmış değerlendirdik bizde. Ben aslında sihir, bilimkurgu vs. pek hoşlanmam ama merakla gittim. 1,5 saat sürdü. Daha önce Türkiye'de tv.de izlemiştim. Benzer gösterileri yaptı. Uçma, sahnenin ortasına araba getirme, kendisini 2'ye bölme, boyundan aşağısını yok etme gibi. Gösterilerden birine grup arkaşımızda katıldı. Deniz topları attılar seyirciye doğru. Topları yakalayan 10 kişiyi kaybedeceğini söyledi David abimiz. Yakalandı toplar ve 10 kişi sahnede kurulan anfi şeklindeki düzeneğe oturdular, ellerinde de fenerler vardı. Işıklar, perdeler derken yok oldular. Işıklar normal seviyeye gelince sahnenin tam karşısından çıktılar :)
Sahneye ilk çıktıklarında perde gibi birşey inmişti ve sahne hafif kararmıştı ama ellerindeki fenerler yandığı için biz onların halen orada olduklarını sanıyorduk. Perdeyi açtıklarında da oradaydılar. Sonra tekrar perde indiğinde kayboldukları izlenimi veriliyor. Aslında onlar ilk ışıklar kararıp, perde indiğinde sahnenin arka taraftan açılan bir yolla yer değiştirmişler. Bizim sahnede gördüğümüz, aynalar sayesinde onların ilk oturdukları anmış. Onlar olmadığı halde ilk görüntüleri kaydediliyor aynalardan bize yansıyor aynı görüntüler. Yani tamamen ışık ve gölge oyunu. İçeride o 10 kişiye nasıl olduğunu kimseye anlatmayın diye talimat vermiş David :) Basından olup olmadıklarını sormuşlar. Burası aptalca geldi. Herkes şov olduğu için izliyor, hiç kimse gerçekten kaybettiğine inanmıyor elbette. Binlerce insana aynı şeyi söylemişlerdir ama hiç kimse de çok gizli bir sır, anlatamam dememiştir kanımca :)) Neyse işte gerçek olmadığını bilsek de hayranlıkla izliyoruz. Sonuçta farklı bir yetenek. Beğendim ben ama açıkcası yüksek bir meblağ verip izlemek istemem.
Las Vegas'ta çok fazla şov var ve fiyatları kişi başı 100-120 $'dan başlıyor. Tabii oturulan yere göre falan değişiyor fiyatlar. Siegfried & Roy, Mystere, Le Reve, Blue Man Group en iyi bilinen ve en çok talep gören şovlardan. Blue Man'i izlemek istiyorum, belki fırsat olur gitmeden..

CHANEL COCO MADEMOISELLE

15.2.09

Öylesine denedim gündüz, şuan gecenin bir yarısı kendimi koklamakla meşgulum.
Ne güzel kokuymuşsun sen meğer. Kusura bakma Burberry, pabucun damda artık.
Benim ol Chanel Coco Mademoiselle!

*Bu bir evrene iyi enerji gönderme çabasıdır. Çok istersem, gelir beni bulur!
Haydi Secret göster kendini!
____________________
Düzeltme: Yanlış bilgilendirme olmuş. O gün Chanel Coco ile Chanel Coco Mademoiselle'yı karıştırmışım. Birbirinden oldukça farklılar ve o gün çok beğendiğim, bugün de yanlışımı farketteğim parfüm Chanel Coco Mademoiselle, harika! (25.02.2009)

SEVGİ KELEBEĞİ OLUN!

14.2.09

Sevgiyi göstermek gibisi mi var? Ne duruyorsunuz sarılın birbirinize.. Bugün sevgi kelebeği olsun herkes.. Sevgilisi olmayanlar üzülmesin; anne, baba, abla, abi, kardeş, arkadaş kim varsa yanınızda.. Sarılın ona.. Sevdiğinizi söyleyin.. Öpün, koklayın..

Geçen yıl şiir falan derken bu yıl ben de ister oldum kutlama, hediye.. Neyse ki henüz kırmızı kalpli ayıcık ve kırmızı gül kıvamında değilim. Gelecek yıl ne olur bilemem tabii ki :)

Sevgiler herkese..

ETAMİNE DEVAM

13.2.09

Etamin Örnekleri yazımda beğendiğim iki figürü yaptım. Kelebek ve balık, ikisi de küçük ve kolay. Meleğime arkadaşlık ediyorlar.

Bir de kitap ayracı yaptım. Bu kez iplerinin görünmemesi için keçe yerine karton kullandım, Moonish'te görüp, beğenmiştim. Model yine buradan. Yazı da love is.. serisinden :) Haftanın anlam ve önemini belirtmek lazım ama değil mi?

I LOVE YOUR BLOG

11.2.09

Salıncakta İki Kişi tarafından bu ödülü almış bulunmaktayım. Daha önce de benzer bir ödül bloglar arasında dolaşmıştı. Küçük ama gurur okşayıcı bir durum. O yüzden mutlu olmamı sağladığı için Banu'ya teşekkür ediyorum öncelikle.
Ödülün gönderilmesiyle ilgili 3 kural var:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek.
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek.
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.
2. kuraldaki 7 blog sahibi kısmı zorluyor. Çünkü Sevdiğim Bloglar kısmındaki tüm blogların ayrı ayrı yeri var. Hepsini de çok seviyorum ama bu oyunun gereğini yerini getirmek zorundayım. Sıralamayı rastgele yaptım.
Şimdi 3. kuralı yerine getirmeye gidiyorum ve tabii ki hepinize kocaman sevgilerimi gönderiyorum.

PAZAR PAZAR KALPLİ BROŞ

8.2.09

Günler birbirinin aynısı oluyor çalışmıyorken. Hafta sonunu iple çekmemek aslında hiç de güzel birşey değilmiş, cumartesi ve cuma önemini yitiriyor çünkü. Ne planlar yapardım ben o bir gün için, ne çok şey sığdırırdım cumartesiye. Rahat batıyor gibi yorumlar yapabilirsiniz, garip özlemlerimin olduğunun farkındayım :p Çoğu zaman hangi günde olduğumuzu bile bilmiyorum, bilme gereği duymuyor insan hergün aynı olduğu için. Bir tek pazar farkını gösteriyor. Eskiden olduğu gibi 'pazar pazar' ile başlayan cümleler kurabiliyorum mesela. Pazarın miskinliği daha bir yoğun oluyor. Yataktan çıkmak istemiyorum, kahvaltı uzun sürsün istiyorum, kitap okumak, uyumak, sonra yine okumak istiyorum.. Bugün olduğu gibi.. Arada ufak şeylerde yapıyorum tabii ki, tek renk tişörtlerin bir köşesine kondurmak için.. Kalpler, bu haftaya yakışsın diye :p

Şeker gibi bir hafta olsun!

Not: Yan tarafa google çeviri gadgetini ekledim. İstediğiniz dile çeviriyor blogunuzdaki yazıları. Gerçi devrik cümleleri falan karıştırıyor ama çok da kötü değil. En azından anlaşılıyor genel olarak yazının ne demek istediği. İsterseniz buradan ekleyebilirsiniz.

99

5.2.09

Hasret tükenmez gibi
Kavuşmak 99 gün :)

~~ KİTAP VS.

3.2.09

Bir dingillik var üstümde nedense.. Sıkılmıyorum, mutsuz değilim ama böyle değişik birşey işte.. Kanaviçe dergimi karıştırıyorum.. Her ne kadar bir modele başlamış olsam da şu da güzelmiş, bunu da yapabilirim aslında diye sürekli fikir değiştiriyorum, neyse ki kumaşım yok, bitince almak en iyisi.. Ya da artık yeni bir uğraş mı bulmalıyım? ;)
Pazar günü dışarı çıktık, güzel birgündü ama hep dışarda olmak içimden gelmiyor nedense. Gerçi bahar geliyor, iyiden iyiye ısınmaya başladı hava. Bundan sonra daha güzel olur herşey..
~~~
Eskisi kadar hızlı ve istekli olmasam da kitap okuyorum, Orhan Pamuk hem de.. Bugüne kadar hem siyasi düşünceleri yüzünden, hem de dilini ağır bulduğumdan ön yargılıydım kendisine ve kitaplarına.. Kendisine karşı ön yargılarım geçmiş olmasa da "Masumiyet Müzesi" ni okura yakın ve anlaşılır buldum.. O uzun cümleler bu kez yormuyor beni, aksine keyif aldım. Gerçi daha okunacak 350 sayfam var :)
~~~
Zülfü Livaneli'nin "Sevdalım Hayat" ını ise severek okudum. Yavaş yavaş, sindire sindire.. Bitmesin istedim.. Hayatına tanık olmaktan büyük keyif aldım.. Sadece umudunu yitirmediği için düştüğünde yeniden kalkabildiğini gördüm, hem de onlarca kez.. Aslında hiç de parıltılı bir yaşamı olmadığını gördüm.. En sevdiğim Zülfü şarkılarının doğuşuna tanık oldum.. Onca yaşanana, yaşatılana rağmen bitmek bilmeyen ülke sevgisine hayran oldum..
...
Bir gün
Çok bunalırsan
Denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz...
Sakın unutma gökyüzüne bakmayı
Gökyüzü senindir
Gökyüzü herkesindir
Zülfü Livaneli / Sevdalım Hayat, sf.50

MUZOCUM İYİ Kİ DOĞDUN !!

1.2.09


Bugüne kadar kız arkadaş konusunda büyük şanssızlıklarım olmadı. Her dönem yakın olduğum, çok güzel şeyler paylaştığım birkaç kız arkadaşım oldu etrafımda ama lise arkadaşlarımın yeri hep özel kaldı. Lise günlerim zaten başlı başına özel :) Mesela üniversite de aynı tadı bulduğumu söyleyemem. Bunda okulumuzun 7/24 olmasının, yazın yaptığımız stajların, 12 ay boyunca açık olan otelimizin ve dönem arkadaşlarımızın gerçekten iyi olmasının payı büyük elbette. Çok eğlenceli, kalabalık bir grubumuz vardı bizim. Okula ve dersaneye koloni halinde giderdik, tenefüslerde yine aynı şekilde gezerdik. Bu kalabalığın içinde ise el üstünde tuttuğum 2 kişi oldu. Yıllar geçtikçe kopuyoruz diğerlerinden, unutulmuyor ama paylaşılan şeyler azalıyor. O 2 kişiyle ise her bir araya gelişimizde konuşacak yüzlerce şey bulabiliyoruz. Araya giren zaman hiç olmamış gibi, kaldığımız yerden devam edebiliyoruz.

Bugün onlardan birinin doğum günü.. Başta O'na ve eski günlere özel birşeyler yazmak istedim. Muzo ile ortaokula dayanan bir tanışıklığımız var. O zamanlar çok huysuzdu kendisi, çoğu zaman gıcık ederdi beni, sürekli küserdi ota çöpe. O yüzden pek sağlam bir dostluğumuz olmamıştı :)) Sonra lise de yeniden kesişti yolumuz ve bu kez sağlam ve güzel bir dostluğa adım attık. Sevinç'te katıldı aramıza ve 4 yılı 'kıskanılan bir 3'lü' olarak geçirdik. Çok kavga ettik, çok ağladık, çok güldük, çok eğlendik.. Yaşayabileceğimiz herşeyi yaşadık birlikte. Hatta Muzo günlüğümü okuyan tek kişi oldu. Gerçi O'nun hakkında yazdıklarımızı okuyunca küstü bana ama olsun :p 2000 yılının yazı tekrar yaşamak isteyeceğim bir yazdı. Muzocum ile eşek gibi çalıştık, bardaklar, tabaklar kırdık, yüzlerce bardağı, tabağı, takımı aynı gün içinde 3 defa yıkayıp, sildik.. Resepsiyon deskinin üzerinde otururken hocalara yakalandık, kat temizliği yaparken uyuyakaldık, 3 sandalyeyi birleştirerek kendimize dünyanın en rahat yatağını yaptık, makarna savaşı, bahçe hortumuyla birbirimizi ıslatmamız, daha dün gibi hatırladığım mezuniyet gecemiz ... daha bir sürü şey.. Bu yazdıklarım sizler için anlamlı gelmeyebilir tabii :) Benim için ise hayatımın hep özlemle anacağım zamanları idi.

Bugün ise fiziken olmasa da kalben yanyanayız. Dinlediğim şarkılarda, izlediğim filmlerde, yediğim yemeklerde hatırlamaya devam ediyorum güzel günlerimizi.. Bir araya geldiğimizde ise en az eskisi kadar eğleniyoruz, dertleşiyoruz, gülüyoruz, konuşuyoruz..


Muzocan iyi ki doğdun.. Ben iyi ki tanıdım seni.. İyi ki onca şeyi yaşadık.. İyi ki dost olduk.. İyi ki kan kardeş olduk.. Sen var olduğun sürece iyi kilerin sonu gelmeyecek..

Çok seviyorum ben seni.. Bir de çok özledim !

Eski günler, sen ve Sevinç için bu yazı, bu ve bu şarkı !