MJ

26.6.09

Ben ortaokula giderken anket defterleri vardı. Sorulardan biri, en sevdiğiniz yabancı pop şarkıcısı kimdir? idi. İşte o, olmazsa olmaz sorunun cevabı benim için ve benim yaşıtım pek çok kişi için Michael Jackson oldu. Sonra piyeslerde onun yürüyüşünü ve dansını taklit etmekle geçti, o zamanlarım. Yabancı müzik dinlemekten hoşlanmayan bir kişilik olarak, MJ'nın yer ayrıdır bende. Şarkıların çıkışları benim doğumumla eştir gerçi; ama hiç eskimeyenlerden.. Anısına dinliyorum şimdi..

BEN..

17.6.09

* Hergün yazmaya heveslenip, vazgeçiyorum. Çok farklı şeyler yapmadığım için belki ya da üşengeçliğimin tavan yapması diyelim..
* Günler gerçekten çok hızlı geçiyor, hatta biz geleli 1 ayı geçti. Ben soranlara hala 15-20 gün diyorum. Evde çok zaman geçiriyorum; ama ne yapıyorum da hemen gün bitiyor hiç bilmiyorum. Hatta eve günlük gelen gazeteyi bile çoğu zaman okumuyorum. Net.ten bir göz gezdiriyorum haberlere, tamam. Hergün takip ettiğim köşe yazıları birikti, Ayşe Arman'ı bile neredeyse 1 aydır okumadığımı farkettim dün. Bu arada Nihat Odabaşı'na, bence çok hoş fotoğraflar çektirmiş. Gayet tartışmaya açık bir konu gibi duruyor; ama ben beğendim. Hatta Ayşe meğer ne güzel bir kadınmış dedim, bazı fotoğraflarında..
* Uykucu benden eser yok. Eskiye oranla az uyuyorum, hep sabah olsun istiyorum.
* 1,5 aylık maaş aldım; nasıl mutlu oldum. Gören açtaydım, açıktaydım sanacak ama iyi hissettim kendimi nedense :)
* Geldiğimden beri en sinir olduğum şey ve sanırım beni tek kızdıran şey "hamile misin?" sorusu. Tunik giydim birgün, bluzun kesiminden dolayı, soruların ardı arkası kesilmedi. Yok "çok yakışmış bluz de, hamilelik ne yakışmış" demiş içinden :) Deli mi ne?.. "Amerika'da neden çocuk yapmamışım, Amerikan vatandaşı olsaymış, yok erken yaşta iyi olurmuş çocuk, yok aradan çıksınmış, yok ertelememek lazımmış, benimle birlikte büyür gidermiş..." Vıır vıırrr konuşup duruyorlar. Annem bile sormuyorken, alakasız insanların geleceğimizi çizmesi çok sinir bozucu.. Herkesin başında 'bu bilmiş insanlar' derdi. Başkaları için çocuk yapan var mı? çok merak ediyorum. Elbette istiyoruz bizde ama bu sene, öbür sene, seneler sonra.. Bırakın biz karar verelim teyzeler :))
* Hala bir evimiz yok. Bulamadık, Temmuz'u bekliyoruz artık; ama mobilya alacak gibiyiz bu hafta sonu. Nasılsa alınacak. Hem ödemeye başlarız bir an önce..
* Anne yemeği yemek ne güzel. Yalnız düşündüğüm birşey var. Yemek yapmayı unutur muyum acaba? :p
* Benden bu kadar şimdilik, sevgiler herkese..

Bilun Design // Alper & Alev :)

13.6.09

Sonunda ben de Bilun'nun yaptığı tokalardan alabildim. İstediğim renkleri söyleyince, Biluncuğum hemen denizci temalı bir tarak toka yaptı bana. Saçım az ve ince telli olduğu için tutmayacağı konusunda endişem vardı ama süper oldu. Çok çok beğendim ben, hala daha almadıysanız acele edin bence. Ayrıca çok şık bir ambalajda geldi tokam, üstelik aynam ve yine denizci temalı bir kolyem de oldu, Bilun'un ince düşüncesi sayesinde. Tekrar tekrar teşekkürler canım!

Haftanın 2. ve şık paketi de Alper & Alev ikilisinden. Alevciğim sana da teşekkür edeceğim elbette; ama en büyük teşekkürüm Alper'e. Hediye almayı da, vermeyi de çok severim. Büyük, küçük hiç ayırt etmem; ancak bu sefer ki hediyem gerçekten çok değerli. Alper'den ona aldığım boyalardan, benim için bir resim yapmasını istemiştim. Kırmamış beni ve resmi yapmış, Alev de bana göndermiş o resmi. Hep saklayacağım :)) Ayrıca cüzdan, kelebekli broş, magnet ve tokalar için de çok teşekkür ederim Alevciğim.. İyi ki varsınız!!

DURUM RAPORU

8.6.09

Ben hasta oldummm !!!! 1 yıl sonra ilk kez (ve umarım son kez) nezle oldum. Diş etlerim, kulaklarım berbat durumda. Burnumda akıyor tabii ki.. Hayatımda ilk kez kış boyu hasta olmadım. L. Vegas'ın en büyük ve belki de tek yararı bu oldu. Türkiye'ye döner dönmez bekliyordum aslında hasta olmayı :)
Hafta sonu eşim geldi yine. Zavallım 4 haftadır, her hafta sonu yollarda. Arkadaşımızın düğünü vardı, cumartesi. Çok oynadık, çok eğledim. Lise arkadaşlarımızla bir araya gelmek, eski günlerden konuşmak, büyüdüğümüzü görmek çok güzeldi. Bir çoğu evli ya da evlenmek üzere.. Kiminin çocuğu olmuş.. Halbuki daha dün gibi, okul koridorlarında uzun eşek oynadığımız günler :)

Pazar günün büyük çoğunluğunu ise mobilya bakmaya ayırdık. Tepe'de beğenmiştim aslında ama vazgeçtim. Kelebek Mobilya'da beğendim, yemek odası ve yatak odası. Daha çok içime sindi, hatta şimdi Tepe'de beğendiğim mobilya çok çirkin geliyor gözüme :) Aslında o da güzeldi ama Kelebek'de beğendiğim daha modern. Tepe biraz daha klasik modeller üretiyor. Kalite olarak fark olmadığını düşünüyorum. Oturma odası almayacağız. O yüzden hem yemek odası, hem oturma odası, hem salon şeklinde kullanacağımız için modern, şık ama rahat bir takım istiyorum ve sanırım buldum. Gezdiğim mağazalarda genelde siyaha yakın, koyu kahveler vardı ama ben biraz daha açık renk istiyordum, o yüzden cevizde karar kıldım. Tv ünitesi olan, gümüşlük gibi -bence- gereksiz ayrıntıların olmadığı ama pek çok tabak, bardak koyabileceğim dolabı olan bir takım beğendim. Yatak odası da yine ceviz ama yemek odasına göre birazcık daha açık renkli, bazı yerlerinde krem detayları var. Yatağı bazalı ve dolabı çok kullanışlı. Sadece sürgülü değil. Oturma grubu için 15 gün sonra yeni modeller gelecekmiş, o yüzden karar vermedim. Zaten ev de bulamadık henüz. Bu arada ev işi de hallolur ve ben mobilyalarıma kavuşurum 'umarım'. Biran önce yerleşmek istiyorum, nasıl heveslendim anlatamam :))

Sonra eskisi gibi, tam gaz kitap okumaya başladım. Aşk'ı okuyorum. Hatta birazdan balkona çıkıp, okuyacağım. Çok özlemişim, insan gerçekten kafasındaki tüm düşünceleri atıyor bu şekilde, hafiflediğimi hissediyorum ben.

Okula da gidiyorum tabii ki; ancak öğrenci yok :)) Sınavlardan dolayı rapor almışlar. Oturup oturup geliyoruz.

Bir de buraya geldiğimden beri deli gibi yemek yiyorum ama; deli gibi de yürüyorum. Yürümek kesinlikle çok faydalı. O kadar yemeğe, zayıflamış bile olabilirim. Tartılmak lazım :)

Benden bu kadar şimdilik..
Çok güzel, sağlıklı bir hafta olsun hepimize..

İSTANBUL

3.6.09

Bir kere başlayınca yazmamaya devamı geliyor sanırım, tıpkı yazmaya başlayınca devamı geldiği gibi..
Hafta sonum tahmin ettiğimden çok daha güzel geçti. Az uyku, bol gezme, eski günlerden konuşma, özlem giderme.. Herşey güzeldi.
Cumartesi sabah 7'de, İstanbul'da eşimle buluştuk ve doğruca sürpriz yapacağımz arkadaşımıza gittik. Eşi organize etti, neredeyse bir ay önce. Doğum günü armağanı olarak eski arkadaşları toplamayı düşünmüş; ancak herkes farklı şehirlerde, farklı işlerde olduğu için sadece biz uygunduk. Sabahın köründe hayatında unutamayacağı bir sürpriz oldu arkadaşımıza; çünkü eşi 'annemler kahvaltıya gelecek' diye uyandırmış. Kayınvalide-kayınpeder beklerken bizi görmesi hoş oldu. Hatta zavallı durumu kavrayamadı, 'annenlere söyle de gelmesinler bugün' diyordu eşine :)
Sıkı bir kahvaltı sonrasında, bol gülmeli, bol yürümeli gezimize başladık. Daha fazla gezelim diye alışveriş yasaktı, yemek için bile fazla vakit harcamadık. Ben İstanbul'u hiç gezmedim adamakıllı. Küçüklükten bir kaç kare var kafamda, onun dışında genellikle yakınlarımızın düğününe gittik ve döndük. Hatta semtlerin hangi yakada olduğunu bile bilmem :p
O yüzden belli başlı yerlerden başladık. Bir daha ki sefere farklı yerleri gezme sözü aldık :)
İlk önce Beşiktaş'a gittik. Yıldız Parkı'nda oturduk. Şehrin ortasında böyle bir parkın olması muhteşem bence. Kocaman, yemyeşil.. Sonrasında Ortaköy'de vakit geçirdik. Takı standları çok eğlenceliydi.. Sonra yürüdük bol bol. Manzarası harika bir yerde çay molası verdik. Kabataş Erk. Lisesi'ni, Denizcilik Meslek Lisesi'ni ve o sıradaki okulları çok beğendim. Öğrencileri ne kadar şanslı..

Bu arada Beşiktaş'ın aynı gün şampiyon olmasından dolayı, stadın olduğu yerler çok kalabalık ve çoşku doluydu :))) Ardından Taksim'e geçtik. İstiklal'de yürüdük. Olmayan çocuğumuzun Galatasaray Lisesi'nde okuduğunun hayalini bile kurduk. Henüz doğma ihtimalinin bile olmadığı çocuğun geleceğine ancak bu kadar müdahale edilirdi yani :p
2. gün Sultanahmet'e gittik. Mısır Çarşısı'nı turladık. Lokum alıp, yedik :p Eminönü'nü turladık. Pazar olduğu için kapalıydı tabii ki pek çok yer.. Sultanahmet'in arka taraflarında çok güzel butik otellerin olduğu bir sokak vardı. Orada yürüdük biraz.
Sonrasında Yerebatan Sarnıcı'na gittik. Arkadaşımızın V.İ.P kişiliğinden ötürü :) ücret ödemedik girişlerde. Rehberliği de güzeldi. Sütunların büyüklüğü ilgi çekici ve tabii ki Medusa başları..

  • Rivayete göre Medusa yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgonadan biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılanbaşlı Medusa kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. O dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak amacıyla Gorgona kafalarının resim ve heykellerinin konulduğu, Medusa’nın da bu düşünceyle buraya yerleştirildiği zannedilmektedir. Bir başka rivayete göre Medusa siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı. Uzun zamandan beri Zeus'un oğlu Perseus'u sevmektedir. Bu arada Athene de Perseus'u sevmekte ve Medusa'yı kıskanmaktadır. Bunun için Athene, Medusa'nın saçlarını korkunç yılanlar biçimine sokar. Artık Medusa kime baksa, baktığı kimse taş kesilir. Daha sonra onu bu biçimde gören Perseus heyecanla Medusa'nın büyülendiğini düşünerek başını keser, başını eline alıp düşmanlarını taşa çevirerek birçok savaş kazanır. Bu olaydan sonra Medusa'nın eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlendiği söylenmektedir.
Daha fazla bilgi için tık tık!
Sonraki durağımızda Topkapı Sarayı idi. Yine çok büyük bir alan, yüzyıllar öncesinin izleri, ihtişamı.. Kesinlikle görülmesi gereken değerlerden biri. Vaktimizin çok büyük bir kısmını burada geçirdik. Harem dahil pek çok yerini gördük, bir kaç yeri tadilattaydı.
Alan büyük olduğu için rehber ya da bilen biri eşliğinde gezmek daha sağlıklı olur. İnsan pek çok şeyi merak ediyor. Gezmeyi düşünenler ya da merak edenler buraya bakabilirsiniz.

Buradan sonra yine yürüdük bir müddet. Evimiz için otantik yastık kılıfı aldım :) Sonra karnımız acıktı ve Kadıköy'e geçtik. Hem vapura binmek için, hem de az da olsa o tarafı da görmedik dememek için :) Sonrasında zaten çok yorgunduk ve eve döndük. Kısa ama güzel bir hafta sonu oldu bizim için. En kötü anı ise, eşimle farklı otobüslerle, farklı şehirlere dönmekti :(
İstanbul'a gelince, gerçekten çok çok güzel bir şehir. Her yerden farklı.. Yorucu bir şehir aslında, sadece insan kalabalığını izlemek bile yoruyor ama yaşamaya değer kesinlikle..