BİR UMUT..

30.3.09

Seçime ilişkin diyebileceğim tek şey; Hiç görmediğim İzmir ile gurur duyuyorum!!
Ve tabii ki tek başına, sadece dürüst davranarak aldığı elde ettiği başarı gün gibi ortada olan 'Sakin Güç' Kılıçdaroğlu ile gurur duyuyorum. Dürüst olmak yetmiyormuş, ayrı konu..
Memleketimin yeni başkanının soyadı ÇOBAN! Bu küçük tesadüf durumu özetlemeye yetiyor. İyi gütmeler.. iyi güdülmeler!
Bunu buraya niye yazdığıma gelince.. 5 yıl sonra okuyacağım ve "hey gidi günler.." diyeceğim.
Herşeye rağmen umudumu korumaya devam ediyorum !?!
Dönüşe 42 gün kaldı.
Geçen zaman zordu; ama şimdi hiç yaşanmamış gibi geliyor bana..
Çabucak geçmiş gibi..
Hep böyle olur zaten, nedense?

~KEÇE ANAHTARLIKLARIM~

28.3.09

Keçelerime döndüm tekrardan. Kesinlikle çok zevkli renkli renkli ciciler yapmak.. Kalıp çizmek pek kolay olmuyor aslında ama çıktı alarak ya da göz kararı keserek idare ediyorum. Bu kez anahtarlık yapıyorum. Pasaj için ön hazırlık.. Gerçi Türkiye'ye dönüp, dükkan açana kadar on kere fikrim değişir benim ama şu an böyle düşünüyorum.

Dikmek zorluyor aslında ama yaptıkça alışıyorum. Bir de iğneyi elimin değişik yerlerine batırmasam tam olacak :p Fili Derya'dan, diğerlerini Etsy'deki keçe çalışmalarından esinlenerek yaptım.

GRAND CANYON - ARIZONA

25.3.09

Merhaba herkese,
Anlık bir kararla yollara düştük yine. Bu sefer ki gezimiz kısaydı ama bir kaç gün internetten uzak kaldım. Başka bir yazının konusu olmaya aday sanırım, internetsiz yaşam. Kısaca bahsetmem gerekirse, 2 gün boyunca internete girebileceğim anları kovaladım ve bilgisayarımı yanıma almadığıma pişman oldum. Maileme bakayım (sanki çok yoğunum), bloguma ve bloglara bakayım, yorumları onaylayayım, haber okuyayım... Ben interneti 5 yıldır aktif kullanıyorum. 5 yıl önce sadece ödevler için kullanırdım. Şimdi bağımlı olduğumu görüyorum.
***
Neyse, esas konumuza dönelim hemen.. Los Angeles gezimizde ev sahipliği yapan arkadaşımız Şafak geldi, Vegas'a.. Hafta sonunu o ve kız arkadaşı Jennifer ile geçirdik. Pazartesi sabah ise erkenden Grand Canyon'a gitmek üzere yola çıktık.
Kolajın ilk resmindeki gibi güzel güzel ilerlerken, arabanın lastiği patladı ve 2. resimdeki duruma düştük :p 15 dk. süren lastik değiştirme molasından sonra devam ettik yola ve başka bir engelle karşılaşmadan ulaştık.
Grand Kanyon, Colorado Irmağı'nın kanalı milyonlarca yılda yarmasıyla oluşmuştur. Tam 2 milyar yaşında ve 11 bin yıl Kızılderililere ev sahipliği yapmış. Yaklaşık 445 km uzunluğunda. Genişliği 1.5 km ile 30 km arasında değişiyor ve 3 bin kilometrekarelik bir alanı kaplıyor.1540 yılında İspanyol araştırmacılarca keşfedilmiş. En yüksek yeri 2 bin 400 metrelik South Rim zirvesi.
North Rim, kış olduğu için kapalı. Yüksek yerlerinde 5 metre kar olduğu söyleniyor. Colorado Irmağı North Rim'den görülüyor sanırım. Biz şuan açık olan South Rim'deydik. Güzel gibiydi hava ama arabadan iner inmez 10 dk. içinde kar yağmaya başladı. Hava bir anda buz kesti. Bir kaç fotoğraf çekene kadar ellerim dondu.
Yukarıdaki fotoğrafların ilki eski bir gözlem evi, diğerleri aynı tepeden inilen bir patika yolda çektiklerim. Bu tepe 10 dk.lık bir mesafedeydi ve hava güzeldi diğer tarafa göre. Görüş noktaları arasında her yarım saatte bir ücretsiz hizmet veren otobüsler var. Ayrıca otobüs şoförü o noktalar hakkında kısa bilgiler veriyor.
Günümüzden 245 milyon yıl önce bütün bu bölge tropikal denizmiş. Belki de bu nedenle son derece ilginç bir toprak ve kaya yapısına sahip olan Grand Canyon'da bin 500 tür bitki, 290 tür kuş ve 67 tür av hayvanı yaşıyor.
Aşağıdaki evler tepelere yapılmış. Birinde hediyelik eşya satılıyor, diğeri kanyonla ilgili geçmişten günümüze gelen fotoğrafların sergilendiği bir stüdyo. Restoranlar vs. ahşaptan. Her adımda Kızılderilileri ait birşeyle karşılaşmak mümkün. Hediyelik eşyalar genelde Kızılderilileri anımsatan şeyler.
Hava güzel olsaydı daha güzel olurdu gezimiz ama elimizden geldiğince gezmeye çalıştık. Soğuğa rağmen bisikletle kamp yapmaya gelenler vardı. Kanyonda hiking yaşam biçimi haline gelmiş onlar için. Kar, kış demeden yürüyorlar, sırtlarındaki yükle. Her türlü donanıma sahipler. North Rim'de en tepeden, Colorado Irmağı'na kadar inmek için mutlaka 1 gece konaklamak gerekiyormuş (özellikle amatörler yürüyüşçüler). Ayrıca aşağı inmek ve konaklamak için izin almak gerekiyor. Belirli noktalarda kamp alanları ve ahşap konaklama yerleri var. Beni böyle geziler pek sarmasa da kalabalık bir arkadaş grubuyla denemek isterdim :)
Fotoğraflar hava şartları nedeniyle net değil ama şuraya tıklarsanız, pek çok fotoğrafa ulaşmanız mümkün. Burada ise kısa bir Grand Canyon tanıtım filmi var. Bu arada tanıtım filmindeki cam köprü (seyir köprüsü) 2006 yılında açılmış. Gitmeden önce bilgim yoktu. Hala daha hangi tarafta bilmiyorum ama görmeyi çok isterdim. Korkutucu görünüyor değil mi? Google'a göre, tüm mühendislik testlerini yüzde 400 fazlası ile geçmiş. Öyle ki üzerinde tam yüklü 71 adet Boeing 747 tipi ucağı taşıyabilirmiş (yaklasik 35.000 ton). Ayrıca, 8 ayrı istikametten esebilecek yaklaşık 160 km hızındaki rüzgarlara ve 8.0 şiddetindeki depremlere de dayanıklıymış. Yapımında 500.000 kg çelik kullanılmış.

~BAHAR, ÇİÇEK, KELEBEK~

20.3.09

Oralarda hava hala soğuk, biliyorum. O yüzden bugün içiniz açılsın diye bu resimleri paylaşıyorum. Görüyorsunuz sizleri nasıl düşündüğümü :p
Hava ısındı burada, etek, şort zamanı bile geldi.. Biz de hem bunu fırsat bilerek, hem de kalan zamanı en iyi şekilde değerlendirmek için, turist gibi geziyoruz, yürüyoruz bol bol.. Bundan sonra bol fotoğraflı yazılar gelecek.
Bellagio bu ay, çiçek bahçelerine yer vermiş. Fransız, Japon, İtalyan bahçeleri ve terasları ile kelebekler için oluşturdukları doğal yaşam ortamı sergileniyor.
Ortadaki resimde görülen kulübenin içinde tüm kelebekler. Bir çok farklı rengi vardı ama sürekli hareket halinde oldukları için fotoğraf çekemedim; ancak bir kelebek sever olarak ilgiyle izledim.

Japon bahçesi altta. Veranda gibi birşey kurmuşlar. Japonlara özgü sofra ve servis takımları ile tamamlamışlar.
Alttaki iki resimde Fransız ve İtalyan bahçeleri var. Fransız bahçelerinde laleler ağırlıkta.

~I LOVE NUTELLA!!~

19.3.09

Yarım saat önce ~sabaha karşı 2.45~, 2,5 ay sonra ilk kez, yarım kavanoz nutella yedim :( Hem de marketten çıkar çıkmaz, arabada.. Çay kaşığı ile.. Kaşığı evden çıkmadan yanıma almıştım.. Alkol ya da uyuşturucu bağımlısı olmak böyle birşey, anladım.. Evet, ben nutella bağımlısıyım.. Sivilcelerim mi artacak, bir yerlerim mi büyüyecek?.. Hiç umrumda değil şuan.. Yarın da krep yapıp, nutellalı yiyeceğim.. Zaten yarın dibini görürüm kavanozun.. Sonraki günlerde de, kuvvetle muhtemel aynanın karşısında öffff'lüyor olacağım.. Ama şuan huzurlu bir uyku çekebilirim :))

ETAMİN / DANS EDEN ÇİFT

18.3.09

Zaman hızlı geçmeye başlayalıdan beri, etaminlerim bir köşede boynu bükük kalmıştı. Ayrıca bu model diğerleri gibi küçük olmadığı için, sabrımı zorladı; fakat nihayet bitti. Dergimdeki orijinal desende yeşil ve tonları kullanılmış. Ben mor tercih ettim. Nerede ve nasıl kullanacağımı bilmesemde, sevdim bitmiş halini.

Burada geçecek yaklaşık 2 aylık zaman diliminde tekrar etaminle uğraşır mıyım bilemiyorum; ama bu güne kadar can sıkıntımı paylaştıkları için teşekkür ediyorum iplerime, kumaşlarıma, kasnaklarıma, iğnelerime :)

EVERYDAY MINERALS & STRAWBERRYNET

15.3.09

Geçen hafta Everyday Minerals ve Strawberrynet siparişlerim geldi. Online alışverişin en güzel tarafı ne aldığımı ve nasıl olacağını bilsem bile paketi açarken heyecanlanmak :)

Strawberry'den geçen haftanın kampanyası olan Lancome set aldım. Küçük far paleti, rimel, göz makyajı temizleyici, kırışıklık giderici serum, ruj, turuncu plaj çantası ve sample olarak da parfüm var. Bir de yeni müşteriler için Stila ikili far. Strawberry'de de yeni müşteri durumu hiç bitmiyor :) Farı ve rimeli denedim ve memnun kaldım. Baz kullanmadığım halde Lancome farın kalıcılığı çok güzel. Bu seti en çok bi-facil göz makyajı temizleyici için almıştım aslında. Merak ediyordum uzun süredir ama bir garip geldi. Güzel çıkartıyor da, yağlımsı bir his bırakıyor. Bir kaç kez sildiğim halde göz kapağım nemliydi. Belki de çok daha az kullanmam gerekiyor. Ruj ise daha önce hiç kullanmadığım bir renk ama dudakta daha farklı ve güzel duruyor.

Everyday Minerals'den ise ücretsiz sample sipariş etmiştim. Bunları da uzun süredir denemek istiyordum. Sadece shipping ücreti ödeyerek, 3 fondoten, 1 kapatıcı, 1 allık sample sahibi oldum. Amerika içi shipping ücreti ise 3.13 $:) Renk seçiminde çok kafam karışıktı, çünkü tüm ürünlerde renk seçeneği çok fazla. 1 fondoten dışında seçimlerim doğru olmuş. Bare Minerals ile kıyaslamam gerekirse, sanırım Everyday Minerals bundan sonraki seçimim olacak. Bare Minerals'ın yoğunluğu daha fazla. Yani öyle hafif, hiç yokmuş gibi gelmiyor bana. Normal fondotenler gibi bir süre sonra rahatsız oluyorum. Cildim yağlı olduğu için olabilir gerçi. Everyday'de ki allıklar da çok güzel. Bir sürü renk var yine. Tek olumsuz yanı sürerken etrafı batırmam. Ne kadar dikkat etsem de olmuyor. Bu iki marka içinde geçerli. Kullanımı daha basit olanı olsa hiç fena olmayacak. Sırada mineral farlar var, onları da alsam tam olacak :) Bir de acaba ikinci bir sample set alma hakkımız var mı? Denemek lazım.. Bu arada sample falan ama uzun süre gidiyor bu mineraller. Türkiye'ye gönderim ise bir dönem durdurulmuştu, sanırım şimdi açık. Posta ücreti de 6 $ kadar tutuyormuş.
Son olarak hangi sitede bulduğumu hatırlamadığım bilgiler var aşağıda. Belki biliyorsunuzdur, ilk kez duydum ben ve ilginç geldi.
  • Allık renginizi belirlemek için aynanın karşısında dudağınızı ters çevirip içindeki renge bakın; işte bu renk size en çok yakışacak allık rengidir. Cilt tonunu belirlemek içinse bileğinizi çevirip damar renginize bakmanız yeterli. Gerçekte herkesin damar rengi hemen hemen aynıdır ama onu kaplayan cilt sayesinde dışarıdan bakınca farklı görünür. Eğer damarlarınız mavi ise cool (soğuk), damarlarınız yeşil ise warm (sıcak),damarlarınız hem yeşil hem mavi ise neutral (nötr) renkler size uygundur.

OYALI İNCİ KOLYE

13.3.09

Gizem'in çok güzel takılar yaptığını bilmeyen kalmadı. Ben özellikle tarzını çok beğeniyorum. Uzun zaman önce, yandan incili kolyeyi paylaşmıştı. O gün bugündür yapmak istiyordum, bir inci sever olarak. Boyunda çok güzel duruyor. Üstelik sade inci olmadığı için herşeyle kullanılabilir. Ben yeşil ve beyaz bluz ile denedim, ikisiyle de hoşuma gitti. İnciyi başka boncuklarla karıştırarak kullanmayı seviyorum. Daha önce yaptığım incili kolye burada. Bu arada oyalar, Pınar'ın hediye ettiği küpenin. Yeşil taşı, çantalarımın birinde ya da takı kutumda düşmüş. Ben de oyasının rengini çok sevdiğim için, kolyede kullandım. Yeşil büyük taş yeşim, küçük olanlar aventurin. Ayrıca farklı renklerini de yapacağım bu kolyenin; ama önce anneannemin yanına gidip, dolaplarındaki oyalara el koymam lazım.

GÜZELLİK GANİMETLERİ

12.3.09

25 yaşına kadar bulaşık, temizlik, deterjan vb. şeylerle haşır neşir olmayan ellerim evlendiğimden bu yana kurumaya, çatlamaya başladı. Özellikle deterjanla temas edince pul pul dökülüyordu. Kullandığım nemledirici fayda etmedi. Banu'nun tavsiyesiyle yukarıdaki ürünleri aldım, Bath & Body Works'den. Tru Blue Spa parafinli el losyonu ve şeker bazlı scrub. Losyon yumuşacık yapıyor ellerimi, yağlı yağlı olmuyor. Kokusu da harika! Scrub ise 1dk. ovuşturmayla ölü deriyi yok ediyor. Tek kötü tarafı kaşık kaşık yeme hissi uyandırması, portakal marmelatı gibi :) Memnun kalınca bugün de ayaklar için bir scrub aldım. Yaz geliyor, sandaletler çıkmak üzere ;) ~Bu arada Türkiye'den almak isteyenler Ebay ve GittiGidiyor'a bakabilirler~

Banu'nun tavsiyesi ile aldığım şeylerden hep memnun kalıyorum, bir kere daha tebrik ediyorum kendisini, araştırmacı kişiliğinden ötürü :) Yine O'nun tavsiyesiyle Maybelline SPF 18 güneş koruma faktörlü krem fondoten aldım, epey zaman önce. Beğendiğim için de yazmak istedim. Fondoten kullanmak hep zahmetli gelir bana, fakat bunun kullanımı çok kolay. Nemlendirici sürüp kullanıldığında daha iyi sonuç veriyor bence. Kapatıcılığı da güzel.

Bunlarda geçen haftanın online ganimetleri :) Mac'in sayfasında gezerken shipping free yazısını görüp aldım. Niye mağazasından almadığıma gelince, tek sebep online almak daha eğlenceli :) Zoom Lash Mascara benim gibi kirpik fakirleri için güzel bir ürün. Siyah göz kalemini de ne zamandır denemek istiyordum, iyi oldu. Bu ara makyaj malzemelerine yükleniyorum, görünce dayanamıyorum. O kadar çok makyaj yapmam, aslına bakarsanız öyle çok beceremem de, zaten cildimde pek izin vermez. Abartınca arıza çıkarmaya başlar ama aldıkça alasım geliyor. Market alışverişlerinde sepete atılanları saymıyorum bile :) Bir de Strawberrynet'den Lancome make up set aldım. Gözüm postada, bugün yarın gelir onlarda :))

AMERICAN LIFE VOL. 4

10.3.09

Serimizin son bölümünde bahsedeceğim ilk konu 'sağlık sistemi'. İnsanlar sağlık sigortalarını kendileri alıyorlar, bizde ki gibi devlet güvencesi yok. 6 aylık, 1 yıllık sürelerde alıp, bittikçe yeniliyorlar. Temel sağlık sigortaları diş, göz, cilt hastalıklarını kapsamayabiliyor. Hastane masrafları çok pahalı. Basit bir hastalıktan 1 hafta hastanede kaldığınızda 7000-8000$ kadar ödeme yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bunun ameliyatı var, tahlilleri var. Yani Amerika'da hasta olmak oldukça masraflı. Ben diş ve cilt problemlerimi bekletiyorum, zira bu kadın gibi bir ışık göremedim henüz!
***
Bizim 1 milyoncular olur ya, burada onlar 99 cents. Duyunca gülmüştüm, gitme fırsatı olmadı henüz ama herşeyin ucuzu oluyormuş. Yalnız kriz öyle bir vurdu ki buraları, yılların 99 cents'i '1 dollar' oldu :)
Bana göre mantıklı olan bir diğer uygulama ise, banka hesabı olan herkesin kredi notunun olması. Kredi notu, kişilerin borç ödeme güvenirliliğini gösteren bir derecelendirme sistemi. Borçlarınızı düzenli ödemediğinizde kredi notunuz düşer. Kredi notunuz düştüğünde her hangi bir bankaya tüketici kredisi veya kredi kartı başvurusu yaptığınızda reddedilecektir. Ya da bir kaç kez üst üstte kredi başvurusu yaparsanız, yine düşer. Kredi notunuz, her ay güncellenir. Ev kiralarken bile kredi notunuza bakarlar. Düşükse ev kirasını ödeyemeceğinizi düşünerek, evi sizi vermeyebilir ev sahibi. Kısaca aklınıza gelen tüm finansal işlerinizi etkiler.
***
Ve son olarak çoraba bile taksit yapılan bir ülkeden geldikten sonra, burada en sevmediğim şey herşeyi peşin almak zorunda olmak. Sadece ev ve arabaya taksit yapıldığını biliyorum. Bazı istisnalar varmış gerçi ama bize denk gelmedi. Özellikle kıyafet alırken çok koyuyor bana bu durum :)
***
İşte böyle.. Atladığım çok şey vardır eminim ama aklıma gelenleri paylaşmaya çalıştım. Burada olmak benim için farklı bir deneyim oldu. En azından farklı bir ülkede yaşamak istemediğimi yaşayarak öğrenmiş oldum. Şartlar burada yaşamaya zorlasaydı, elbette daha farklı olurdu herşey ama iyi ki öyle olmadı. Maddi olarak burada yaşamanın avantajı çok fazla ancak ikimizde işin manevi boyutunu aşamadığımız için mutluyum ben. Yine de hayatım boyunca unutmayacağım tabii ki. Ne de olsa iyi kötü, ilk yuvamızı burada kurduk :)
Fotoğrafları bugün bahçemizde çektim.
Bahar geldi artıkk !!
İyi haftalar..

AMERICAN LIFE VOL. 3

8.3.09

Serimizin bu bölümünde öncelikle evsizlerden (homeless) bahsedeceğim. Şimdi bunun neresi ilginç, yazık o insanlar falan diyebilirsiniz tabii ki ama bu insanların bazıları ya da pek çoğu bilemiyorum sayılarını, gerçekte zengin, aileleri, işleri olan insanlarmış. Sırf hayat şartlarından sıkıldıkları için, kendilerine heyecan aradıkları için homeless olmayı seçip, sokaklarda yaşamaya başlıyorlarmış. Amerikalıların deyimiyle kendilerine challenge arıyorlar :) Amerikada'daki homeless sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Hatta yemek ihtiyaçlarını karşılayan sosyal kuruluşlar bile var.
***
Genelde restoranlarda içeceğe bir kez para ödüyorsunuz. Daha sonra aynı içeceği sınırsız sayıda yenileyebiliyorsunuz. İkinci veya daha fazla sayıda içeceği istediğinizde size dövecek gibi bakan bir servis personeliyle de karşılaşmıyorsunuz. Hatta kahve içiyorsanız azaldıkça yenilemeye geliyorlar. Bu iyi birşey :) Bir diğer sevdiğim uygulama 'to go'. Sanırım porsiyonların oldukça büyük olmasından dolayı ortaya çıkan uygulamadır kendisi. Tabağınızda kalan yiyeceği eve götürmek istiyorsanız, ücretsiz olarak paket yapıyorlar ya da servis elemanı tabağınızı almadan önce yiyecek kaldıysa to go isteyip istemediğinizi soruyor. Bir de bu kadar iyi şeyin üstüne, benim pek hoşlanmadığım (zorunlu olmasından dolayı) bahşiş bırakma durumu var. Bknz: Buradaki yazının sonuna :)
***
Bugün bahsedeceğim bir diğer konu eğitim sistemi. Aslında eğitim sistemi hakkında çok bilgim yok ama yaratıcılığın ön planda olduğunu, çocukların bilgi ile boğulmadığını duyuyorum. Burada doğmuş büyümüş Türk bir ailenin çocuğu, kısa bir süre Türkiye'de bir okula gitmiş. Çünkü çocuk alışırsa, ailesi de Türkiye'ye kesin dönüş yapmayı planlıyormuş. Nitekim olmamış. Çünkü çocuğa çok ağır gelmiş bizim eğitim sistemi, hatta matematik dersinden çıkınca babasına oradaki çocuklar dahi gibi demiş :) Neyse, bu kısım tartışmaya açık. Zira bizim sistemimiz de maalesef sütten çıkmış ak kaşık değil. Benim ilgimi çeken konu kılık kıyafet, öğrencilerin rahatlığı, davranışları. Öncelikle çoğu okulda kıyafet serbest. Öğrenciler gayet salaş gidiyorlar okula. Ben okullarda üniformanın giyilmesi taraftarıyım, çünkü ciddiyet verdiğine inanıyorum. Sonra obezlik konusunda ilköğretim öğrencileri tehlikeli boyutlarda. 12-13 yaşındaki kızlar benim iki katım kadar vücut hatlarına sahip. En sınırsız olunan konu ise erkek/kız arkadaş durumu. Çocukları okul önlerinde, civarlarında ya da okul bahçesinde sevgilileri! ile her şekilde görmek mümkün. 13-14 yaşında hamile olan kızlar var ve okullarda bu durum yasak değil. Kesin bir kaynaktan öğrendiğim bilgi ise küçük dilimi yutmama sebep olacak kadar ciddi, acınası, ilginç.. Aynı okulda hamile olan 17-18 kızın, 8 tanesi aynı kişiden ve bu kişi biliniyor. Durum gerçek ve çok yakın bir öğretmen arkadaşımız anlattı, daha dün. Aileler, okul yönetimi nasıl sessiz kalıyor, nasıl kabulleniyor anlamıyorum. Gerçi iş işten geçtikten sonra kabullenmeseler ne olacak? Yine de bu kadar ciddi boyutlara ulaşana kadar önlem alınmaması garip. Bu yazdıklarım Las Vegas'ta gördüklerim, duyduklarım. Tüm Amerika ile genellemek yanlış olur elbette ama bu kadar özgür olunmasına karşıyım ben.
Bugünlükte bunlar geldi aklıma..
Bu gece Mevlid Kandili. Herkesin kandili kutlu olsun.
Bir de tüm kadınların gününü kutluyorum.
Umarım huzurlu bir gün ve gece geçirirsiniz!

AMERICAN LIFE VOL. 2

7.3.09

Amerika'da yaşama alışverişle devam ediyoruz. En çok memnun olduğum ve özleyeceğimi düşündüğüm şey de bu. Gerçi ilk zamanlar herşeyi Türk parasına çeviriyordum. Öyle olunca da bazı şeyler pahalı geliyordu. Üstelik o zamanlar dolar 1.10'du. Sonra alıştım ve görmeye başladım ki, pek çok şey ülkemizle kıyaslanınca ucuz. Özellikle makyaj malzemelerinin fiyatı şaşırtıyor beni. Hatta ilk şaşırdığım şey de Neutrogena sabun olmuştu. Türkiye'de yaklaşık 15 liraya alıyordum, burada 1,5 dolar :) Tüketim toplumu olduğunu kanıtlarcasına herşeyi bulmak mümkün. Tüketici için herşey düşünüldüğü gibi, memnuniyete de çok önem veriliyor. Mesela, aldığınız her hangi bir üründen memnun kalmazsanız, -kullanın ya da kullanmayın- iade edebiliyorsunuz. Ürünün büyük, küçük, pahalı, ucuz olması hiç önemli değil. İade ederken, biz de olduğu gibi, ikna etmeye de çalışmıyorlar sizi. Sonra sık sık indirim oluyor. Biz de elimizden geldiğince yararlanmaya çalışıyoruz :) Mağazalara girince en gıcık olduğum şeyi de söylemeden geçemeyeceğim, Did you find everything all right? Ne kadar çalışan varsa soruyor 5 dk. içinde. Ben mağazalarda ilgi istemeyen bir müşteriyim kardeşim, gidin başımdan demek istiyorum her defasında..
Gelelim günlük dile. Yine ilk günler o kadar değişik geliyordu ki her ses, her cümle. Bize öğretilenden çok farklı konuşma dili. Alışmak, uyum sağlamak zaman alıyor. Sonra, i'm sorry var bir de başa bela. Ne olursa i'm sorry deyip geçiyorlar. Suçlu olsun ya da olmasın, hiç önemli değil. Örneğin, markette birine çarptınız yanlışlıkla. Hata siz de olsa bile karşı taraf i'm sorry diyor. Ben hep afallıyorum böyle durumlarda :)
***
Hepinizin bildiği Green Card durumu var bir de. Kaba bir tabir olacak belki ama ipini koparan geliyor. Şu 7 ayda dolaylı da olsa tanık oldum. Green card bir mucize gibi olmuş insanlar için. Dil bilmeden, doğup büyüdüğü şehirden bile hiç çıkmamış insanlar tesadüf sonucu başvurdukları Green Card'ın çıkmasıyla, hiç korkmadan ülke değiştiriyor ve burada öyle rezillikler çekiyorlar ki.. Maalesef kurtuluş olarak gördükleri yerde de ekmek aslanın ağzında. Hele ki şu günlerde yaşam hiç de kolay değil.
***
Zorlu yaşam koşulları demişken, çalışanlar arasında yaş sınırlaması yok ve emeklilik şartları çok farklı. 70 yaşında bir teyzeyi her işte görebilmeniz mümkün. Marketlerde kasiyer olarak çalışan, elleri titreyen, ayakta durmakta zorlanan, beyaz saçlı bir teyze/amca yaşamını devam ettirebilmek için çalışmak zorunda maalesef. Bir de kadınları her türlü işte görmek mümkün. Tır şoförü, taksi şoförü, postacı.. vs. Bu arada tır şoförlerinin de çalışma şartları bizde ki gibi değilmiş ve iyi para alıyorlarmış. İyi para alan başka bir iş kolu da musluk tamircileri. Tıkanan musluğun bir parçası değişti, 90 dolar bayıldık işçiliğe:)
Bugünlük de bu kadar olsun.
İyi bir hafta sonu geçirirsiniz umarım..

AMERICAN LIFE VOL. 1

6.3.09

7 ay geçti tam.. Evlendim, ailemden ayrıldım, ülke değiştirdim.. İlk günleri düşünüyorum da ne zordu herşey.. Önce yeni bir hayata adapte olmak, ardından farklı bir ülkede yaşamaya başlamak ve alışmak -ya da ayak uydurmak diyelim- hiç kolay olmadı. Tüm bunlar sudan çıkmış balığa dönmeme yetti.
Şimdi alıştım mı? Sanırım evet, en azından burada gördüğüm hiçbir şeyi yadırgamıyorum. Şartlar neyi gerektiriyorsa kabul ediyorum. Bu iyi birşey mi, onu bilmiyorum gerçi..
Ailemi, arkadaşlarımı, ülkemi çok özlüyorum ama az kaldığı için sabredebiliyorum.. Bundan 2,5 yıl önce Amerika, benim için rüya bile değildi. Hep eleştirdiğim, merak etmediğim bir yerdi. Hiçbir zaman fırsatlar ülkesi olarak görmedim. Gariptir ki, gelmeden önce "Amerika'ya gidiyorum, muhteşem, yeni bir ülke göreceğim" gibi heyecanlarım olmadı, sadece sevdiğim adamın yanında olmak istedim, o kadar..

Bu ve bundan sonra ki birkaç yazı burada gözlemlediğim şeylere dair olacak.. Pek çok şey var ilginç gelen, sevdiğim ya da sevmediğim..
***
Yemekler diyeyim öncelikle.. Çünkü ilk zamanların kabusuydu yemek konusu.. Dışarıda yemek zorunda kalmıştık ilk hafta ve ben karnım acıktığı her an strese giriyordum. Çünkü restoranlardaki ağır yağ kokusuna alışmam zaman aldı. Tanıdık gelen hiçbir lezzet yoktu sanki. Ben zaten damak tadı konusunda hassasımdır. Tanımadığım kişilerin yemeklerini bile önyargıyla yerim. Bir de burada acaba domuz eti var mı içinde?, domuz eti kullanılan başka yemekler var mı?, diğerine de bulaşmış mıdır?, bunun içinde ne var? gibi sorularla karşı tarafı çileden çıkardım. Halal kavramıyla karşılaşmam da trajikomik oldu. Hala daha bir garip geliyor. Mutfak alışverişinin çoğunu Mediterranean Market'ten yapıyoruz. Özellikle et konusunda içimiz rahat oluyor. Türk ürünleri de satıyorlar ama bazen son kullanma tarihleri çok eski oluyor. Hatta ilk zamanlar aldığım eti cin'lerin s.k tarihinin 2006 olduğunu görünce çok şaşırmıştım. Artık çok dikkat ediyoruz. Dışarda yemek yerken tercih ettiğimiz yerler genel de aynı. Yemek olarak da balık, tavuk ve peynirli ya da sebzeli pizza tercih ediyoruz. Diğer marketlerde ise ne alırsak alalım, içindekilere bir göz gezdirmekte fayda var.
***
Trafik buradaki yaşamın aksine aşırı düzenli bence. Benzinin ve arabaların ucuzluğu (en azından Türkiye ile kıyaslanınca) nedeniyle herkesin arabası var. Öyleki aynı yere karı-koca farklı arabalarla gidiyorlar. Bu yüzden car pool denen (otoyollarda ki en sol şerit) şeride sadece arabanın içinde sürücü dahil 2 kişi bulunursa girebiliyorsunuz. Amaç trafik yükünü azaltmak, en azından bir ailenin tek bir araba kullanmasını sağlamak. Bu yoğunluğa rağmen, insanlar kurallara harfiyen uyuyor. Yollar 3-5 şeritli, hız limitleri belli. Cezaların yaptırım gücünün fazla olması da etkili bu konuda tabii ki..
***
Komşuluk ilişkileri yok denecek kadar az.. İnsanlar birbirlerine 'merhaba, nasılsın?' der ama verilecek cevabın pek de önemi yoktur. İyiyim diyecek kadar bile beklemezler sizi..
***
Polis ve itfaiye işini çok önemsiyor, güvenlik çok önemli. Örnek verecek olursak yaşadığımız ilk sitede bir kadın akşam saatlerinde silah sesine benzetir her hangi bir sesi. Emin değildir; fakat polise haber verir. 9 adet polis arabası gelir kısacık sürede. Olayı aydınlatmaya çalışırlar :) Ne olup bittiğini sorduğumuz güvenlik görevlisi ise olayın heyecanına kaptırır kendini ve güvendesiniz, merak etmeyin gibi şeyler söyler. Oysa ki bizim hiçbir şeyden haberimiz yoktur :)
***
Hemen hemen her cadde başında mutlaka bir Starbucks görürsünüz. San Diego'ya giderken, birkaç bin nüfuslu küçük bir şehirde bile tam 17 tane Starbucks saydık. Kola içtiğini sandığımız Amerikan insanı, gerçekte tam bir kahvekolik. Bardakların boyutları devasa ve su gibi kahve tüketiliyor.
Arkası yarın..

HAFTA SONU

3.3.09

Eşimin tez anketlerini yaptırmaya başladık hafta sonu. Bellagio Otel'in önü çok uygun. Çünkü yarım saatte bir olan su gösterisini bekleyen turistlere yaptırıyoruz. Dinlenirken ve gösteriyi beklerken dolduruyorlar anketleri. Elimizde anket tahtaları, bende bir sırt çantası korkulu rüyaları olduk gerçi turistlerin. Aslında sıkıcı bir anket değil ama ilk başta önyargılı davranıp, daha konuşmaya başlamadan hayır diyenler oluyor. Kimisi çok ilgili davranıyor. Kimisini ikna etmek gerekiyor. Bir de başımıza güvenlik görevlisi çıktı. Yok otelin duvarına dayanarak yapmasınlar, yok burası bizim. İşportacı gibi güvenlik geliyor kaç, duvardan çekil gibi action'larda yaşadık. Haftaya devam edeceğiz. Ben de fotoğraf çektim bir yandan. Güzel olanları ayrı bir yazıda paylaşırım. Aşağıda anketlerimizi doldurmayı kabul eden pek değerli insanlar, The Eiffel Tower ve gelin-damat görüyorsunuz. Gelin biraz değişik :p Vegas'ta Strip'te ve otellerde önde gelin damat, arkalarında ise yakınlarını görmek mümkün. Bildiğim kadarıyla evlilik prosedürleri çok uygun ve otellerin sunduğu imkanlar mükemmel.
Burada en çok hoşuma giden şeylerden biri rengarenk taksiler. Tepelerinde reklam panoları var. Bizim sarı taksilerden daha eğlenceli geliyor nedense bana. Bir de reklam panosu demişken; kamyonet gibi bir aracın kasasında dev boyutlarda reklam panosu taşıyanlar var. Onların tek görevi 24 saat işlek caddelerde, özellikle Strip'te dolaşmak, haliyle de trafiği tıkamak. Yaptıkları reklamlarda 'beni ara, tanışalım, kaynaşalım şeklindeki kadın reklamları', dev resimli üstelik..
Aşağıda Bellagio'nun geçen aydan beri devam eden proje resimleri var. Konsept 'Çin Yeni Yılı'. Çin Zenginlik Tanrısı ve bilimum tasarımlar yapmışlar. Yine çok yaratıcı buldum. Bu yıl öküz yılıymış, altın kaplama boynuzlu öküz kolajın alt sırasında.
Bunlar da cuma ganimetlerim. H&M Türkiye'de neden yok düşünmekteyim. Ürünlerin çoğu Made in Turkey. Mısır'da bile mağazaları var, biz de neden yok anlamış değilim. Neyse geçen sefer gittiğimde pek çok şey görmüştüm. Bu kez geçen seferkilerden eser yoktu. Tükenmiş herşey, yenileri gelmiş ama ben onları daha çok beğenmiştim. Neyse artık 2,5 ayımız var daha :) Çanta, kolye, şal ve kot aldım. Bluz ise Banana Republic indiriminden. Lacivert beyaz çizgili. Kolları daha dökümlü ve güzel duruyor üzerimde. Oradan indirime girdikçe aldıklarımı valize koyuyorum, giyersem yıkamayayım diye. Çamaşır makinemiz pek iyi davranmıyor kıyafetlerime. İşte böyle geçti bu hafta da.. Dönme zamanı yaklaştıkça zaman hızlı geçiyor sanki :)
Bu arada tezimi yazmaya başladım nihayet. Her akşam 2-3 saat çalışıyorum. Sırf yazın rahat edeyim diye. Uzun süre ara verince çok sıkıcı geldi çalışmak ama yaz sıcağında çalışmaktan iyidir. Şimdilik bu kadar..

SOBE / HAYATIMA YÖN VEREN ŞAİRLER VE DİZELERİ

1.3.09

Nazlı Ablacığım, güzel bir konuda mimlemiş beni. Lise yıllarıma geri döndüm bu mimle. Konumuz hayatımıza yön veren şair ve örnek dizeleri.. Hayatının bir döneminde herkesin olduğu gibi, benim de bir şiir defterim vardı. Tek şairle sınırlı kalamayacak kadar da çok severim. Hatta bir ara şiir yazmaya çalışıyordum ama olmadı. Bu isteğim malesef ilkokulda yazdığım 'Kitap' adlı şiirle sınırlı kaldı :)
Şimdi, sevdiğim ilk 3 şairi ve dizelerini yazayım ben en iyisi..

Yaşamaya Dair
...
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan,
sırtın duvarda,yahut, kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Nazım HİKMET

Herşey Sende Gizli
...
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Can YÜCEL

Yalnız Bir Opera
...
Yaz başıydı gittiğinde.
Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde.
Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi?
Bunu o günler kim bilebilirdi?
'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.
Murathan MUNGAN
Nazlı Ablacığım, teşekkürler!