KAPUZBAŞI ŞELALESİ

26.8.11

 Haziran'da, okul henüz kapanmamışken arkadaşlarla Kapuzbaşı Şelalesi'ne gittik.
Araya tatil girince çektiğim fotoğraflara bile doğru dürüst bakamamıştım.
Fırsat bu fırsat yerlerini alsınlar blog arşivimde..
 
Kapuzbaşı Şelalesi Kayseri'nin Yahyalı İlçesi'nde ve
dünyanın en yüksek 2. şelalesi durumunda (ABD'deki Niagara'dan 55 m. daha büyük).
Birincisi Uganda'daki Victoria Çağlayanı imiş.
 Yol topraklı, engebeli, dar ve virajlı olduğu için gidene kadar ecel teri dökmüş olsakta
değişik ve güzel bir tecrübeydi.
Karadeniz yollarını görmediğim için (çok daha kötüsüymüş) oldukça korkutucuydu benim için.
Belli etmemeye çalıştım ama bildiğim bütün duaları okudum giderken :p
Uçurumdan korkmayanlar için orman manzarası müthişti, o ayrı..
Bölgede değişik yüksekliklerde 7 ayrı şelale var ve
vadinin yamacından irili ufaklı, büyük bir gürültü ile akıyor.
Görülmeye değer bir doğa harikası..
Okulumdaki bir öğretmen arkadaşım yemek olayına çok düşkündü.
Yıl boyu birçok kez mangal yaktı bizim için. Bu yıl tayini çıktığı için O'na da veda pikniği oldu.
Son kez mangal yaptık birlikte..
       Daha doğrusu o yaptı, biz yedik.        
 
Ben et severimdir, özellikle mangal olayına hayır diyemem hiçbir zaman ama
közde pişmiş biber, domates, patlıcanın yeri de ayrıdır.
.
Yukarıdaki domateslerin içinde yeşil sivribiber, sarımsak ve tuz var.
Bu şekilde mangalda pişip, tabağa ters çevrilip, eziliyor.
Biraz da zeytinyağı ekleyince çok leziz bir meze oluyor.
Tavsiye ederim ;)
.

Dönüş yolunda çay ocağında mola verdik.
Sahibi amca saz çaldı, türkü söyledi.
Yıllar önce şelaleye gelmiş bir turiste aşık olmuş.
Galiba turistte biraz ilgi göstermiş ya da amcam öyle hissetmiş, yazık..
Turist gittikten sonra aramış, bulamamış tabii ki ve o gün bugündür aşıkmış.
Dinlemeniz lazımdı, bol bol güldük ama üzüldüm sonra.
Trajikomikti.
Kızın ismi kimbilir neydi de Anişa olmuş ;)
İşte böyle..
Tatil olmamışken gittiğimiz gezi, tatilin bitmesine 10 gün kala hatırlandı tarafımdan :) 

Şimdiden mutlu bayramlar herkese!

MUTLU OLMAK LAZIM

19.8.11

Fotoğraf makinesinin içinde duracağına, buraya renk versinler..
Belki anlık da olsa gider aklımız bir yerlere..
Güzel şeylere..
Maviye..
Yeşile..
 

REHAVET

15.8.11

Tatil bitince üzerimden kamyon geçmiş gibi olacağım düzensizliğime fena alıştım.
Sabah 5-6 arası yatıp, öğlen 1-2 gibi kalkıyorum.
Kalktıktan sonraki bir saat öylesine geçiyor zaten.
Sonra biraz ev toplama, yemek yapma derken
herkes yorgun argın işten çkarken ben yeni yeni kendime gelmiş oluyorum ^^
Blog okuyorum bol bol ama görüldüğü gibi haftada bir ancak yazıyorum :p
Yiyorum, içiyorum, kitap-dergi okuyorum, akşamları geziyorum..
... derken bu iki siparişle kendime geliyorum ve keçelerime dönüyorum *-*
.
Siparişlerde perşembe uğurum var benim ~ nazar değmesin! ~
Perşembe günleri fazla sayıda sipariş alıyorum, 2 senedir bu böyle..
.
Aslında sıcakta akıllı işi değil. Böyle keçenin yünümsü dokusu var ya..
En iyisi akşam hava serinleyince yapmak; zaten benim için de en uygun zaman..
 
Bu gece bunları hazırladım ama öncesinde yeni kutular alıp, malzemelerimi düzenledim.
O kadar çok "lazım olur" diye sakladığım şey varki..
Gerçekten ummadığım şeyler, ummadığım zamanlarda lazım oluyor;
 ama dağınıklığını toplamak da gıcık b'şey..
.
İşte böyle..
İyi haftalar efem!

ESKİ RADYO

8.8.11

İnsanın kalbindeki en ağır yük çocukluğudur.
Ya bir ömür özlersin, ya bir ömür kaçarsın.
Hande Altaylı

İlk okuduğumda düşündürmüştü beni, not etmiştim defterime.
Üzerinden zaman geçti ve şimdilerde sık sık geliyor aklıma..
Bugünden şikayetçi olduğum için değil, aksine çok mutluyum ama özlüyorum çocukluğumu..
Eski günleri, arkadaşlarımı, mahallemizi, oyunları, dedelerimi, eski evimizi, eski eşyalarmızı..
Bir garip haller işte :) 
  
Geçen sene yazmıştım, bu eski radyoyu.. 
Anneanneme babasından kalmış ama tam olarak ne zaman alınmış bilmiyorum.
Tek bildiğim çocukluğumdan beri anneannemin evinde oluşu..
.
Şuan bizim evimizde ve artık en kıymetli eşyalarımızdan biri..
.
 
İyi haftalar!