GÜZELSİN İSTANBUL

6.9.15

Geçen hafta sonu ani bir kararla İstanbul'a gittik. İstanbul'un turistik diyebileceğimiz bir çok yerini daha önce gezdiğim için yemeli içmeli, sokak aralarını dolaşmalı bir plan yaptım hemen. 
Çok yürüdük, yorulunca oturduk, bir sürü kahve içtik. Kafam dağıldı mı, hayır ama uzaklaşmak iyi geldi diyebilirim. 
Genel olarak Karaköy civarındaydık. Bir de kısa bir Kadıköy (Moda) ve Nişantaşı turu yaptık.
Not aldığım Karaköy kafelerinin bir çoğunu deneyimledim. Sıradan bulduklarım, çok beğendiklerim ve bayıldıklarım oldu. Ancak en sıradan bulduklarımda dahi bir ruh vardı. Onları Ankaradakilerden ayıran en temel şey de bu sanırım. Küçücük alanlara sahipler, dahası çevresi çok bakımsız bir çoğunun ama içeri girince başka bir dünya hissi veriyorlar. Sonuçta çay, kahve vs. her yerde içilebilir/bulunabilir.
Kesin orada bir şey yoktur dediğim yıkık, dökük her ara sokakta bir sürpriz gizliymiş ve tabii bir sürü grafitti. Bunun için ayrı bir post yapmaya karar verdim. Çünkü ben bir çoğunun aksine grafittileri çok seviyorum. 
Aslında yemek içinde güzel notlar almıştım ama yemek yemedik. Evet İstanbul'da hep ıvır zıvırla geçiştirdik öğünleri, nedense... Sadece bir gün özellikle shake shack'i denedim. Çok fark yarattığını düşünmesem de peynir soslu patatesi sevdim. 
İnsanların özgürce fotoğraf çekebilmesi -ki Ankara'da bu durum genelde tuhaf tuhaf bakışlara neden oluyor- güzeldi. Birkaç moda çekimi gördük mesela, gayet rahat takılıyorlardı, yanlarından kafalarını bile çevirmeden geçiyordu diğer insanlar da. 
İstanbul deyince şu şapkayı hatırlayacağım artık. Kafamdan ameliyatla alınacaktı biraz daha kalsaydık. Zara'nın çocuk reyonundan aldım gitmeden ve çok hoşuma gitti. Çıkarmayı akıl etseydim farklı fotoğraflarım olabilirmiş ya neyse artık... 
Gezip, sevdiğim kafeleri ayrı başlıklar altında yazacağım. 
Şimdilik ses vermiş olayım sadece ;) 
İyi pazarlar!


1 yorum:

Elif A. dedi ki...

Şapka ne kadar da yakışmış Nazo! :)
İstanbul'a gitmekle iyi yaptınız bence.
Diğer postlarını da merakla bekliyorum! :)