Lake Powell & Bryce Canyon

10.9.08

Cuma günü bir anda geziye çıkmaya karar verdik ve hızla hazırlanıp, yola koyulduk. Günü birlik bir yolculukta bile günler öncesinden hazırlık yapan benden eser yoktu :) Ekibimiz bundan sonraki gezilerde de adlarını sık duyacağınız İbo ve Gergana, eşim ve benden oluşuyor. Bir de bize onca yol katlanan ve en ufak bir sorun çıkarmayan düldül var.
Gezimizin ana hatlarını Bryce Canyon, Lake Powell ve Zion National Park oluşturuyor; ancak pek çok küçük kasabayıda gördük, gezdik. Güzel anılar ve fotoğraflar biriktirdik. Alttaki haritada gördüğünüz yerleri arşınlamış bulunmaktayız.
Cuma akşamı 21.00 da yola çıktık, kısa molalar ve eğlenceli bir yolculuk sonucu 3.30 gibi Lake Powell'daki kamp alanına vardık. Çadır kurduk. Evet, hayatımda ilk defa çadır kurulmasına şahit olup, azıcıkta yardım ettim ama akıl almaz böcek korkum yüzünden çadırı İbo ve Geri'ye bırakıp, biz düldülde sabahladık. Yorgun da olunca mis gibi uyku çektik yıldızların altında.

Denny's restoranda Amerikalıların gerçek kahvaltılarından yaptık. Bunlar bizim en basit kahvaltımız görse parmaklarını yer kesin. Bir tek omlet güzeldi. Tatlımsı ekmeklerini ve pankeklerini hiç sevmiyorum. Bir de rendelenmiş patates vardı ama leziz değildi.
Lake Powell'a giderken Page adlı yaklaşık 7000 nüfuslu bir kasabadan geçtik. Arizona'nın kuzeyinde ve Lake Powell'ın yanıbaşında kurulu küçük bir kasaba. Bana ilginç gelen ise kısacık bir yolda gördüğümüz 13-14 tane kiliseydi. Sanırım tutucu bir kasabaymış. Bir de dışarıdan çok güzel görünen bir kütüphanesi vardı ki gıpta ettim.
Amerika'nın en büyük ikinci baraj gölü (birincisi Hoover Dam) olan Lake Powell, Utah ve Arizona eyaletlerinin sınır noktasını oluşturuyor. Gölün ismi Colorado Irmağı'nı baştan başa geçen John Wesley Powell isimli Amerikan İç Savaşı gazisinden geliyor. Colorado Irmağı Amerika'nın yedi eyaletinden geçen devasa bir ırmak. Göl rekreasyonel faaliyetler açısından oldukça zengin. İnsanlar hafta sonları botlarını getirip veya burada bot kiralayarak gölün tadını çıkarıyor.
Öğle yemeğini Kanab isimli kasabada yedik ve Bryce Canyon'a doğru yol aldık. Yol üzerinde pek çok hediyelik eşya satılan standlar vardı. Kızılderilileri temsil eden pek çok şey satılıyordu. Ayrıca aşağıda ilk resimdeki kokopelli ve ayılarda yol kenarlarını süslüyordu. Bryce Canyon'da 25 yıl öncesine kadar ayılar yaşadığı için sanırım simge haline gelmiş. Kokopelli'nin geçmişi ise biraz daha eskiye dayanıyor.Saçları havaya kalkmış, ağzında sürekli kaval çalar bir şekilde resmedilen ve kızılderililerce bereket simgesi olarak kabul edilen ilahi bir varlık. Kızılderililer Kokopelli'nin sırtında doğmamış çocukları taşıyıp, kadınlara verdiğine inanıyorlar.
Bryce Canyon, Utah eyaletinin güney batısında yer alan ulusal bir park. Erozyon sonucu oluşmuş, kırmızı taş yapısı ile meşhur. Vadinin derinliği 2400 ile 2700 metre arasında değişiyor. Amerika'nın en ünlü kanyonu olan Grand Kanyon'dan daha derin. 1850 li yıllardan itibaren Mormonlar (Mormonlar hakkında yarın yazacağım) buraya gelip yerleşmişler. 1928 yılında da ulusal park ilan edilmiş. Burada 4 km kadar yürüdük ve ben hamlamış vücudumla öldüm öldüm dirildim ve bundan sonraki haftalarda medeniyet görelim, şehir gezilerine çıkalım diye yalvardım ekip üyelerine :)
Akşam yemeğini Bryce Canyon'a birkaç mil mesafedeki Ruby's Inn adlı yerde yedik. Kovboy büfesinden aldığımız yemekler lezizdi. Hatta Amerika'ya geldiğimden beri Türkiye'ye en yakın tadı burada buldum ve tıkabasa yedim. Gerçi o kadar yorgunluğun üstüne ne bulsam yerdim ya neyse..
Gece Hurricane adlı küçük bir kasabada Hindistanlı bir adamın işlettiği bir otelde kaldık ve sabah erkenden Zion National Park'a gitmek üzere yola çıktık.
Bugünlük bu kadar değerli okuyucular. Yarın aynı adres ve saatte görüşmek üzere esen kalın...


11 yorum:

Sinem YAMAN dedi ki...

Nazo iyi ki gitmişsin oralara sayende biz de gezmiş, görmüş kadar oluyoruz diyeceğim ama bir yanım bunu söylemek istemiyor. Sanırım senin vatan ve aile özlemini hisseden yanım o. :)Öpüldün...

begumgum dedi ki...

Nazocum,oncelikle gecikmeli de olsa tebrik ederim cok guzel bir gelin olmussun :) Gezi fotograflarina bayildim,duldulde yatmak en iyi fikir bence de!Asla ben de olsam arabadan baska yerde yatamazdim,amerika böcükleri kimbilir ne korkunctur :) sevgiler...

Haydins dedi ki...

Cok guzel hersey, Turk damak zevkimize uygun seyler her yerde olmuyor ne yazik ki..Iyi gezmeler :)

sihirli eller dedi ki...

tam beni tarzım bir gezi dağ bayır.üstelik ben kamp yapmayı çok istiyorum.sansın barajlardan açıldı.

içimden geldiği gibi dedi ki...

nazocum iyi olduğuna sevindim...yeni maceralarını bekliyorum..

Banu Karagil Dalaman dedi ki...

Valla sen anlat biz okuyalım çok iyi oluyor.

n@zo dedi ki...

** Sinemcim Türkiye içinde şehir değiştirdiğinde bile alıştığın herşeyi özlüyorsun. O yüzden özlem var elbette ama yeni ortamlara da uyum sağlamak lazım. Öpüyorum ben de..

** Begümgüm, teşekkür ederim canım. Böcüklerinde obez olabilme olasılığını göz önüne alırsak doğru bir karar :))

** Sihirli eller, valla benim pek tarzım değildi ama sevdim. Oldukça eğlenceli..

n@zo dedi ki...

** İçimden geldiği gibi iyiyim iyiyim, teşekkür ederim. Gelecek yenileri de :)

** Banucum okumaya devam öyleyse ;)

n@zo dedi ki...

** Haydins bence Türk mutfağı en zengin mutfaklardan biri ve kesinlikle kıymetini bilmeliyiz. Yemekler dışında güzel herşey şimdilik :)

Bilun ŞEN dedi ki...

Nazo'cum sen ne kadar doğal, cici ve güzel birisin ya maşallah, 41 kere!!
Hep mutlu olun, böyle güzel güzel gezin; biz de okuyup mutlu olalım, keşke biz de orada olsak diyelim.. Öptüm çok!

n@zo dedi ki...

Biluncum bi kere senin içinin güzelliği o :) iltifatların için teşekkür ederim, yüzüm kızardı :)
Sevgiler canım..